Şapkayı önümüze koyduk!

cemiyet basin ilan4
Basın İlan Kurumu (BİK) Genel Müdürü Mehmet Atalay, İskenderun’da gazetecilerle buluştu.
Güzel bir sohbetti..
Aklımıza takılan ne varsa, sorduk..
Yerel gazetelerin durumunu tartıştık, ayrıca..
Anlıyorum ki, şapkayı önümüze koymanın zamanı gelmiştir..
Bugün değilse bile yarın; Web Ofset’le yakalayacağımız kaliteyi, yeniliği, habercilik adına kamuoyuna dokunmayı, bayilik sistemini konuşacağız..
Kaçarı yok!
Geleceğimizin medyasını hazırlamak zorundayız..
İskenderun buna henüz hazır değil..
Ama Erzurum başardı.. Sivas birleşti.. Mersin ve Trabzon gibi güçlü iller yerel basında güçbirliği yaptı.. Antakya basını da bu aralar oturup, konuşuyor..
BİK Genel Müdürü Mehmet Atalay, Anadolu’yu keşfetmek için yollara düştü..
Yol göstericiliği yapıyor.. Aydınlatıyor!
KOSGEB’in yerel basına desteğini sağlıyor..
‘Yük olmaya değil, yük almaya geldik’ diyor..
Artık hepimiz biliyoruz ki, iyi gazete çıkarmamız gerekiyor..
Bugün Gazeteniz GÜNEY, 6 sayfa çıkma hakkına sahip iken, sırf okuyucuya doyurucu bilgi ulaştıralım diye, birkaç gündür 12 sayfa çıkıyoruz..
Hatta birkaç haftadır, gazete 10 sayfadan aşağı inmiyor..
Yeterli mi? Değil elbet..
Ben de istiyorum ki, İskenderun’da güçlü bir basın medyası oluşsun..
BİK Genel Müdürü Mehmet Atalay’ın da dediği gibi;
Gazetecileri yetiştirelim, büyütelim..
Her türlü gelişimini destekleyelim..
İmkanlarını çoğaltalım ve Anadolu’dan yıldızlar yetiştirelim..
Bence, bu mümkün..
Sayın Atalay, büyük düşünüyor..
Haklı konuşuyor..
İskenderun’da gazetelerin WEB’le buluşmasının zamanı gelmiştir..
Gazeteler; renkli, en az 16 sayfa çıkıp, bölgesel güç kazanmalıdır..
Tıpkı İzmir, Bursa, Gaziantep, Mersin veya Adana gibi olabiliriz..
Güçlü bir kent, güçlü bir basınla hedeflerine doğru ilerler..
Kavgasız, gürültüsüz, şehrin çıkarlarını koruyan bir ‘ortak akılla’ hareket edebiliriz.. Berbat bir mizanpajla, kötü bir baskıyla, kopyala yapıştırla, basının bir geleceği olmaz..
Saygı da görmez..
Sırf ilan almak için çıkan gazetelerle, İskenderun’un çıkarları korunmaz..
Hiç kimse kusuruma bakmasın..
Bu işin hakkını veren gazeteleri tenzih ederek söylüyorum..
Ama çıkıyorsanız, düzgün habercilik yapacaksınız.
Yüreğinizi ortaya koyacaksınız!
Sayın Aatalay’ın şu sözlerini önemsiyorum:
“- Yanlışları düzelterek, şehrimizi yarına hazırlamak konusunda el birliği yaparsak, hem kamu ilanlarının devamını sağlarız hem de reklamın çok daha fazla akmasını sağlarız.”
Doğru..
Basındaki değişim ve dönüşüm sürecini, İskenderun’a taşımamız gerekiyor..
Değişime ayak uyduran büyür, uymayan da dökülür, yok olur gider..
Daha iyi habercilik için, daha güçlü bir medya için güç birliğini önemsiyorum.
Teknoloji ve küreselleşme ile birlikte artan rekabet ortamının, medya kuruluşlarımızın birtakım stratejik kararları doğru zamanda almasını ve doğru biçimde uygulanmasını zorunlu hale getirdiğini unutmamalıyız.. Durum bu kadar net!

İGC FARKI
İskenderun Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Şehmus Aslan’a teşekkür ediyorum..
Sahibi olduğu günlük gazete ‘SÖZ’ resmi ilan almadığı halde, gazetecilerin sorunlarını bizimle birlikte konuştu. BİK Genel Müdürü Mehmet Atalay’a, İGC’de ev sahipliği yaptı.
Güzel bir davranıştı..
Zira Sayın Atalay’ın donanımından, tecrübelerinden faydalandık.
Örnek bir kurum olan İGC’deki tarihi dokuyla birlikte eskilere gittik.
Basın merkezimizdeki müze katında, matbaa makinesi, hurafat takımı, kumpas ve ilgili diğer aletler ile eski gazetelerden örnekler bulunuyordu.
İskenderun Gazetesi Sahibi Rızkullah Terbiyeli, BİK Genel Müdürü Mehmet Atalay’a eski dizgiyle nasıl gazete hazırlandığını anlattı. Harikaydı..
İnsan düşünemeden edemiyor:
Nereden nereye!

ÇEVRECİ SANTRAL MÜMKÜN!
“- Bazı anlar vardır, bir şeyin mensubu olmaktan gurur duyarsınız. 
En azından büyük keyif alırsınız. 
Dün benim için o anlardan biriydi.”
***
Kim anlatıyor bunu?
Habertürk Gazetesi Genel Yayın Müdürü Fatih Altaylı..
Diyor ki:
“- Bizim de içinde bulunduğumuz Ciner Grubu, Şırnak’ta, Şırnak’ın Silopi’sinde, Türkiye’nin unutulmuş köşelerinden birinde, adını sadece terörle ilgili haberlerle duyduğumuz bir yerinde, Gabar Dağı’nın tepesinde 800 milyon dolar yatırımla bir enerji santrali açtı.”
Elbetteki bu önemli yatırımın mutluluğunu yaşayacak..
Ben de bu sebeple yazıyorum zaten..
Açılış töreni sırasında birisi söylerken kulağı çınlamış..
“Çevre ne olacak?” demiş birisi..
Çevreden kasıt, havanın kirlenmesi..
İskenderun’da da benzer tepkileri izliyoruz..
Oysa o santralde öyle bir şey yok.
İskenderun’da planlanan yeni enerji yatırımları da öyle..
Fatih Altaylı anlatıyor..
“Termik santrali, dünyadaki en son teknolojiyle yapıldı.”
Bu teknolojiye “akışkan yatak” teknolojisi deniliyor. 
Oldukça karmaşık bu teknolojiyi kısa bir şekilde anlatmak gerekirse, yakma işlemi basınçlı bir ortamda gerçekleştiriliyor ve bu sayede yüksek verimlilik elde ediliyor. Basınç altında katı yakıtlar, sıvılaşmış elementler gibi davranıyor ve yanmanın sonucunda oluşan gazlar yeniden yanma odasına geri dönüyor.
Bir sonraki aşamada ise gazlar bacaya ulaşmadan kalsiyumla birlikte yakılıyor ve bacadan çıkıp çevreye zarar verecek olan kükürt, kalsiyumla birleşerek kireç haline geliyor. Bacadan dışarıya çevreye zarar verecek bir şey çıkmıyor ve neredeyse doğalgaz santrali kadar temiz bir üretim oluyor.
Akışkan yataklı kömür santralleri başta Almanya olmak üzere pek çok Batı ülkesinde artık ormanların içine, şehirlerin yanına bile kuruluyor.
Çevreye zararı neredeyse sıfır..
***
Demek ki, yeni teknoloji buna müsait..
Demek ki, Avrupa’da enerji yatırımları ormanların içine, şehirlerin yanına bile kurulabiliyormuş..
Yukarıda verdiğim örnekte söylediğim gibi, “gurur duymamın” nedenlerinden biri de bu zaten.. Tatmin olmayanlar için, Hattat Holding’in Bartın’da yapacağı enerji yatırımının detaylarını internetten okumalarını ‘ısrarla’ tavsiye ederim..

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here