Kahraman polisler!

Denizciler’de, polis karakolumuza hainlerin yaptığı saldırıyı püskürten kahraman polislerimizle öncelikle gurur duyduğumuzu belirtmeliyim..
Faciayı önlediler.. Canlı bomba olduğu belirlenen 1 teröristi başından vurarak etkisiz hale getirdiler..
Yalnız, teröristlerin bu alçak ve hain saldırısı sonucunda çıkan çatışmada bir polisimiz şehit oldu, üç polisimiz de yaralandı..
Kahraman şehidimize Allah’tan rahmet, kahraman yaralı polislerimize de acil şifalar diliyorum.
Bu saldırıyı lanetle kınıyorum.
Şehit haberleri geldikçe, içimdeki o ıstırap depreşiyor..
Bir şeyler boğazıma sarılıyor, çaresizim.
Ne yapacağımı bilemiyorum.
Yapabildiğim tek şey, ‘öfkelenmek.’
Çünkü yüreğime yapışan o feryat bekleyemez.
Şarapnel gibiyim.
Öfkem nereye saplanacak bilemiyorum..
Her şey önceden belli.
Anneler ağlayacak; şehit cenazesinde tabutun başındakiler ağlayacak.
Bir millet ağlayacak.
Peki bize düşen görev nedir?
Doğru, hepimiz çok öfkeliyiz.
Ama sakin ve aklıselim davranmalıyız.
Bize yaptırılmak istenenlere alet olmamalıyız..
Türkiye Cumhuriyeti Devleti birlik ve beraberliğine, vatandaşlarının barış ve huzuruna yönelik bu tür saldırıların üstesinden gelecek kudret ve iradeye sahiptir.
Bu konuda her türlü bedeli ödemeye de hazırdır.
Biz de hazırız?!
Vatan bizim namusumuzdur, şerefimizdir, onurumuzdur!
Bu böyle bilinsin!
***
NOT: Acımız, İskenderun’un ve bütün Türkiye’nin acısıdır. Dün, bu acıyı yüreğinde hisseden AK Parti Hatay Milletvekili Orhan Karasayar, MHP Hatay Milletvekili Şefik Çirkin, Milli Savunma Bakanlığı Teftiş Daire Başkanı Tuğgeneral Gürsel Öztürk, Belediye Başkanı Dr. Yusuf Civelek, AK Parti İlçe Başkanı Musa Kurşun, MHP İlçe Başkanı İbrahim Gül, TP İlçe Başkanı Nevzat Barak ve çok sayıda duyarlı okuyucum arayarak, Şehit polisimiz Halil Altın’a Allah’tan rahmet, aziz milletimize başsağlığı, yaralı polislerimize acil şifalar dilediler..

VAKİT GELDİ
İskenderun için;
Büyümenin vakti geldi..
Yeni projelerle şahlanmanın vakti geldi..
Kültür ve sanatı ihya etmenin vakti geldi..
Sosyal sorumlulukta yarışmanın vakti geldi..
Haksızlığa posta koymanın vakti geldi..
Yeni bir ‘güçbirliği’ düzeninin vakti geldi..
Fakat ne hikmetse..
Bir tek ‘cesaret’ olgusunun vakti gelmedi..
Bir tek ‘ufku geniş tutmanın’ vakti gelmedi..
Hep aynı ses: ‘Şimdi sırası değil..’
Bakın arkadaşlar!
Dün aldığım telefonlarda tepki şuydu:
“- Biz proje sunuyoruz, belediye ağırdan alıyor.. Heyecanımızı, şevkimizi yitiriyoruz.”
Demek ki, bir arayış var..
Demek ki, bir katkı, bir omuz verme hissi var..
Peki yanlış nerede?
Diyorlar ki, kent konseyi katkısı yok..
Diyorlar ki, tartışma kültürü yok..
Diyorlar ki, önerilere kulak verildiği yok..
Olmayınca, gerisi gelmiyor..
Durgunlaşıyoruz.. Kopuyoruz..
Niye böyle oluyor?
İşin aslı şu:
Korkuyoruz!
Borçlanmaktan korkuyoruz..
Kaynak üretemiyoruz..
Haberi olmayanlar için yazıyorum..
Dün Mimarlar Odası’nın Antakya’da bir kokteyli vardı..
Gidenler anlattı..
Sohbet mohbet derken, Antakya Belediye Başkanı Doç.Dr. Lütfü Savaş önemli bir projeye değiniyor.. Malumunuz, Antakya trafiği içler acısı..
Diyor ki Lütfü Savaş:
“-Eski Adliye Binası’nın yerine kapalı katlı otopark ve yaşam merkezi kompleksi yapacağız. Projede zemin altı 4 katlı 415 araç kapasiteli otopark, kafeterya, ticari aktivite mekanları, geniş avlu ve yürüyen merdivenli alışveriş alanı, çok amaçlı sosyal tesisler gibi kent ihtiyacını karşılayabilecek farklı ünitelerden oluşan yaşam alanları yer alıyor.”
Başkan Savaş’ı kutluyorum..
Diyeceksiniz ki, hükümet destek çıkıyor..
Hayır efendim, yanılıyorsunuz..
İller Bankası’ndan borçlanarak yapıyor..
Risk alıyor..
Peki İskenderun Belediyesi neyi bekliyor?
Şimdi sıkı durun..
Ödenek konusunda İskenderun, Antakya Belediyesi’nden daha şanslı..
Para hazır çünkü..
Şöyle ki.. Otopark gelirlerimiz 4 trilyon lira civarında..
Ama atıl durumda..
Kullanmıyoruz.. Niye?
O para orada ‘süs’ diye mi duruyor?
Oysa, o para otopark dışında başka amaçla kullanılamaz..
Hazır elimizde eski Bit Pazarı var..
O halde neyi bekliyoruz?
Antakya’nın borçlanarak yaptığını, biz neden elimizde para varken yapamıyoruz?
O, 4 trilyon lira parayla; Antakya örneğindeki gibi..
Zemin altı 4 katlı 500 araç kapasiteli otopark..
Kafeterya, ticari aktivite mekanları, yürüyen merdivenli alışveriş alanı, çok amaçlı sosyal tesisler gibi kent ihtiyacını karşılayabilecek farklı ünitelerden oluşan yaşam alanları oluşturamaz mıyız?
Hazır alttan bir tüp geçitle, Peynirciler Pasajı’na ulaşım sağlamayı neden ‘çılgınlık’ mertebesine taşıyoruz ki?
Demem o ki..
İskenderun Belediyesi elindeki fırsatları kaybediyor..
Önerilere kulak tıkıyor..
Bu böyle gitmez..
Vakit geldi sanırım..
Bir yerlerden başlamak gerek..
Yine de korkmuyorum desem yalan olur..

OLMAYAN SANAT SOKAĞI
‘BALIK SOKAĞI’ OLSUN!

Denizin sunduğu nimetleri tezgaha sermişsiniz ama, müşteri yok..
Ne yaparsınız?
Ya mekanınızı değiştirsiniz..
(İnsan yoğunluğunun fazla olduğu yerler..)
Ya da bir umutla yetkililerden destek beklersiniz..
O da olmadı, sonuç hüsran..
Balıkçıların da durumu böyle işte..
Yıllardar Balıkçı Barınağı’nda müşteri bekliyorlar..
Uzak diye birçoğumuz gitmek için burun kıvırıyoruz..
Yer olmadığı için de başka alternatifleri yok..
Peki bu soruna kim çözüm getirmelidir?
Şehir merkezinde, insanların daha çok ayak bastığı bir takım yakın yerler keşfetmek için illa ki ABD’ye gitmek gerekmiyor..
Havuzlu Çarşı’da, Sanat sokağı denilen bir yer var..
Sanat dışında herşey var orada..
Pastane, dönerci, giyim dükkanı vesaire..
Müşteri pek o sokağı kullanmaz..
Çünkü albenisi yok..
Koca bir avlusu var, kimse oturmuyor..
Oysa bu alan balık satış merkezine dönüşebilir..
Ahşaptan yeni yapılar oluşturulabilir..
Balık pişirimleri burada yapılabilir..
Hem vatandaş, işten sonra balığını alır, evine gider..
Gitmedi, oracıkta taburesinde oturur, afiyetle yer..
Pişirim derdi yok, kokusu yok..
Hem diğer esnaf arkadaşlar için de insan ‘sirkülasyonu’ sağlar..
O halde neyi bekliyoruz?!

KADINA ŞİDDET Mİ DEDİNİZ?
Türkiye’de 4 milyon 700 bin kişi okur yazar değil. Bunların 3 milyon 800 bini kadın.
Türkiye’de çalışan kadın nüfus toplam nüfusun yüzde 24’ü gibi çok düşük oranda. AB ülkelerinde bu oran yüzde 56.
Daha genel bakışla, Türkiye dünyadaki 134 ülke arasında cinsiyet eşitsizliği açısından 126’ncı durumda. Tek tek bakıldığında, cinsiyet açısından sağlıkta 61’inci siyasette 99’uncu eğitimde 109’uncu durumda. Katar, Mali, Benin, Çad, Yemen, İran, Suudi Arabistan ile birlikte.
Bu rakamların kaynağı Dünya Ekonomik Forumu. Oradan aktaran da AB. Yani AB bu rakamlara güveniyor ve Türkiye raporlarında bu verilere yer veriyor.
Kadının bu kadar horlandığı, bu kadar değersiz kılınmak istendiği bir ortamda, kadına şiddet olmayacak da ne olacak?

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here