5 yıldızlı otel gibi!

Geçen gün, “Devlet Hastanesi toparlanıyor. Yavaş yavaş herşey rayına oturuyor” dedim ya.. İyi ki demişim..
Telefonum çaldı, arayan Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Veysel Yıldırım’dı..
Basın toplantısı bilgisini sundu, ‘bekliyorum’ dedi.
Gidilmez mi?
Dr. Veysel Yıldırım’ın katkısı, mesaisi, bu şaheser üzerindeki etkisi görülmez mi?
Gittim, gördüm, o fotoğrafı okudum..
Devlet Hastanesi’nin yeni yerindeyiz..
Hastane değil, sanki saray..
50 bin metrekare kapalı alan..
180 dönüm bahçesi var..
Hangi kata çıkarsanız çıkın, koridorun ucu zemine bakıyor.
Yani, sıfır nokta..
Ayrıca iki otoparkı ve hastaları içeriye taşıyan 3 adet servisi var..
Peyzaj çalışması huzur verici.. Manzara güzel.
Dışarısı bitti.. İçeriye geçelim..
Dr. Yıldırım normalde reklamı sevmez..
Objektiflerin karşısına sıkça geçip, açıklamalar yapan bir bürokrat değil.
Yerinde ve zamanında konuşur..
Bu kez de öyle oldu..
Hastanenin her bir yanını bizlere tanıttı..
Poliklinikleri, hasta odalarını, yoğun bakım ünitesini, ameliyathaneyi ve daha birçok üniteyi gezdik.. Allah göstermesin ama, ‘insanın hasta olası geliyor’ desem yeridir..
Her ünite ya da oda, 5 yıldızlı otel konforunda..
Başhekim Dr. Veysel Yıldırım çarpıcı bilgiler veriyor.
Örneğin; yeni binada 29 poliklinik var. A blokta ise 48..
Toplamda 77 poliklinik yoğunluğu düşürmek için yeterlidir sanırım..
Yeni binada, ameliyathane 10 odadan oluşuyor..
Yoğun bakım ünitesinde ise 14 yatak mevcut..
Zira, sadece dün yeni devlet hastanesine 457 hasta müracaat ediyor.
82 de yatan hasta var..
A blokta ise bu sayı 2 bin ila 4 bin arasında gidip, geliyor..
Yanlış duymadınız.. A bloktaki yoğunluk yakında düşecek gibi..
Bir taraf 500, diğer taraf 4 bin.. Olmaz!
Dr. Yıldırım bu açığa dikkat çekiyor:
‘- Hedefimiz, A bloktaki yoğunluğu düşürmek. Yakın bir zamanda yeni hastanemiz 2 bin hastayı bulur.’
Aslında, olmaması için de bir neden yok..
Özel hastanelerin verdiği hizmetin aynısını veren bir hastane var, üstelik bir kuruş ödemiyorsunuz.. Üstelik konforlu, muhteşem..
Yalnız bir sorun var..
Primemall, belediye kültür sarayı, özel hastaneler ve yeni devlet hastanesinin tümü bir arada.. Sorun ulaşımda..
E-91’e direk bağlantı yok.. Yine de İskenderun Belediyesi’nin bağlantı yollarındaki sıkı çalışmaları neticesinde trafikte rahatlama söz konusu..
İyi de olmuş.. Bişey dikkatinizi çekti mi?
Yeni Devlet Hastanesi, Başhekim Dr. Veysel Yıldırım’la birlikte, tüm doktor ve hemşire kadrosunun emin ellerinde hizmet veriyor. Öte yandan eski bir başhekim olan Dr. Yusuf Civelek de, belediye başkanı olarak dışarıdan büyük destek veriyor..
Demek ki neymiş?
Her gördüğün devlet yatırımi için ‘Ne işe yaradı ki, açılmadı, tutmadı’ demeyecekmişsin.
İyi ki.. İskenderun’da iş bitiren, ‘ilkeli duruş’ üzerinden tavrını koyan hizmet adamları var. Doğruya doğru!

GEÇEN GÜN BİR KIZ GETİRDİLER..
Sabah yazarı Tuluhan Tekelioğlu KAGİD’in davetlisi olarak Antakya’daydı.,
Mutsuzdu.. Üzgündü..
Sebebi, Suriye sınırındaki insanlık dramı..
Bizim gibi endişeliydi..
Tekelioğlu, büyük dramı kaleme aldı..
Şu cümlesi dramın büyüklüğünü anlatmaya yetiyor:
‘- Geçen gün bir genç kızı getirdiler, tecavüze uğramış, hastaneye yetiştirdiler. İki göğsü kesilmiş.’
Manzara bu kadar kötü..
İşte Tekelioğlu’nun kalemine yansıyan ayrıntılar:
“Sıcak, çok sıcak. Sınıra doğru yol aldıkça arabanın ibresi yükseliyor. 37 dereceyi gösteriyor. Güveççi’ye yaklaştıkça, yanımızdan Kızılay’ın araçları geçiyor. Karşımız Suriye…Güveççi sınır karakolunun çok yakınına kadar geliyoruz. Arabayı köyün içinde bırakıp yukarı tırmanıyoruz. Mihmandarlığımızı, adını vermek istemeyen bir köylü yapıyor. O da diğerleri gibi, sınırın öte yanındaki akrabaları için endişeli. Bu köyde de sınırın öte yanındakiler gibi, Sünniler yaşıyor. Garip bir sessizlik hakim. Karakola en yakın noktaya kadar getiriyor bizi. Tepeye çıkınca fark ediyoruz ki sınırın öte yanında da çadırlar kurulmuş. Naylon çadırlarda, eşlerini, çocuklarını Türkiye’ye geçiren erkeklerin kaldığını söylüyor. Birkaç gün önceki sağanak yağmurda onlar için dua ettiklerini anlatıyor. Yağmur, çamur demeden her gün onlarca kadın ve çocuğun sınıra geldiğini anlatıyor. Geçişler daha çok gece oluyormuş.
Türkiye tarafında kimlik kontrolü yapılan sığınmacıları sınırda bekleyen minibüsler Yayladağı’ndaki tekel fabrikasında kurulan çadır kente taşıyorlar. Uzakta ambulansları görüyoruz. Köylü adam anlatmaya devam ediyor. “Geçen gün bir genç kızı getirdiler, tecavüze uğramış, hastaneye yetiştirdiler. İki göğsü kesilmiş” diyor. Ürkütücü sessizliği uzaktan gelen şiddetli gürültü bozuyor. Bombalamaları duyuyor, biz de sarsılıyoruz. Bu kadar yakın… (Birkaç saat sonra öğreniyorum ki, Suriyeli askerler 20 km ötede Bdama kasabasına girmiş ve muhaliflerin bulunduğu kasabayı yerle bir etmişler) “Her gün geliyorlar, yaralılar da var” diyor adam, gözündeki yaşları silerek.
Dram büyük. Karakoldaki askerler yasak bölgeye girmememiz konusunda bizi uyarmaya geliyor, öğreniyoruz ki babaları için ekmek ve su almak için sınırı geçen çocuklar oluyormuş. Derken bir bomba sesi daha duyuluyor.
Bir elinde çocuğu diğer elinde kimliği, kişisel eşyalarını bile almadan kaçan binlerce kadın, sınıra 10 kilometre uzaklıktaki Yayladağı’na (Hatay’ın lokumuyla meşhur ilçesi) getiriliyor, orada kurulan çadırkente yerleştiriliyor. Bir gün önce basına fotoğraf çekimi ve haber yapmak için tanınan 10 dakikalık iznin dışında yine kapılar kapatılmış. Kaymakamlık sadece mültecilerin akrabalarına giriş ve görüşme izni veriyor, o da çok kısa süreliğine.. Kızılay’ın çadırlarının yanına çocuklar için bir oyun parkı yapılmış. Hüznü biraz olsun dağıtıyor. Uzaktan görebildiğimiz kadarıyla kadınlar, çadırların önüne oturmuş, babalarından habersiz, kendilerini oyuna kaptırmış çocuklarını izliyorlar.

YÜZDE 70’İ ÇOCUK
Bize anlatılanlar, çok acı. Kadın, yaşlı, çocuk demeden üzerlerine ateş açılan insanlar, bir tek kimliklerini alıp, arkalarına bile bakmadan evlerinden kaçmak zorunda kalmışlar. Eşlerine ve çocuklarına para bırakabilmek için sınırda otomobilini satmak için uğraşan babaların olduğunu söylüyorlar. Hamile kadınlar, yeni doğum yapmış olanlar, bebekleriyle gelenler… “İçerdeki nüfusun yüzde 70’i çocuk” diyor, kamptaki görevli. Kadınlar hep ağlıyormuş. Bölgede birçok ambulans var. Yaralılar Antakya Devlet Hastanesi’nde tedavi ediliyor. Öğreniyoruz ki, çadırkentte ilk doğumlar bile olmuş. Biz fotoğrafçı arkadaşım Erkan Sevenler ile oradan ayrılırken, binlerce Suriyeli kadının bundan sonraki günlerini düşünüyorum. Hava daha da sıcak olacak. Hijyen, sağlık sorunları baş gösterecek.
Evim dedikleri topraklardan uzakta, sayıları şimdiden 10 bine dayanmış çoğunluğu kadın ve çocuk sığınmacıların fiziksel ihtiyaçları şimdilik sağlansa da, herbirinde ciddi duygusal yaralar açılmış. O yaralar nasıl kapanacak?
Birkaç saat sonra öğreniyoruz ki, Erkan’la uzaktan çekim yaptığımız çadırkent silahlı saldırıya uğramış. Oysa içinde sadece kadın ve çocuklar vardı..”

DOĞRU MU?
Dün, Olay Gazetesi’nde okudum, şaşırdım..
Olamaz dedim, internette bakındım..
İnternette, güncel bilgiler arasında haberi doğrulayan bir ibareye rastlayamadım.
TSE’nin resmi internet sitesinde de yok..
İlginçtir, bir şikayette göremedim..
Ama Olay’ın haberi ‘olay’ yaratacak türden..
Haber açık bir şekilde şunu anlatıyor:
– TSE belgeleri yüzde 2 bin 767 zam görmüş..
Rekor.. Dünya rekoru..
Niyesini bilmiyorum.. Nedeni hakkında hiçbir bilgim yok..
Bildiğim şu:
TSE belgelerine daha önce belge başına 300 TL ödeniyordu.
Üretilen-satılan ürün bazında yanılmıyorsam nispi aidat alınıyordu..
Peki ya şimdi?
İddia şu:
– Belge başına 8 bin 300 TL alınıyor.
Yani?
– 300 liranın başına 8 bini doğrudan ekleyiverdik.
İnanması güç..
Bu uygulamanın bir de icralık tarafı varmış..
Bu bedeli ödeyemeyen firmalara icra işlemlerinin başlatıldığını duyurdu aynı gazete.
Yetkililere tek kelimeyle soruyorum:
– Doğru mu?
TSE lütfen ses versin..

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here