Limanın çevresini yeniden keşfedelim!

Artık, ekonomik alanında da İskenderun uluslararası iddia taşıyacak bir düzeye geldi ama eksikleri var.. Nedendir bilinmez, İskenderun Limanı özelleştiği günden bu yana herkes pek bir sessiz.
Oysa, bize yol gösterecek bir stratejik plana ihtiyacımız yok mu?
İstişarelere ne oldu?
Limak, yarın limana yatırım yapacak, peki İskenderun buna hazır mı?
Yatırımları neye göre şekillendireceğiz?
Liman B civarında uzanan askeri bölge alternatif bir yerleşkeye dönüşür mü?
Tek bir konteyner için 20 metrekareye biçilen bir günlük kira bedeline 9 dolar ödemeye razı mı olacağız? Yoksa, yeni lojistik merkezler kurmayı planlayıp, bu rakamı aşağı çekecek yeni iş kolları mı üreteceğiz?
Dahası var..
Yarın on binlerce tır, kamyon gibi ağır araçlar geldiğinde böylesine kalabalık bir filoyu hangi tır garajında ağırlayacağız?
Söyler misiniz bana, İskenderun’da tır garajı var mı?
Peki bu binlerce insanın konaklamasını nasıl sağlayacağız?
Trafik sorunu için bir üst ya da alt geçit hazırlığı var mıdır?
Aslında sorularımız çok, yalnız cevaplar konusunda sıkıntılar yaşıyoruz..
Çünkü, gördüğüm ve yaşadığım kadarıyla herhangi bir hareket veya heyecan yok..
Peki o halde, yüksek sesle düşünmeye var mısınız?
Hadi seçenekleri birlikte tartışalım.. İlk adımı atıyorum..
Bölgeye, kapsamlı hangi mekanizmaları konuşlandırabiliriz mesela?
Nasıl mı..
Biraz fikir jimnastiği yaptım.. Geçenlerde, Özler Lojistik A.Ş. Genel Müdürü Bilal Öz’le sohbet ediyorduk. Güzel düşünceleri var..
Çarpıcı bilgiler verdi..
Konuyu Sarıseki’deki bataklık araziye getirdi..
‘- Lojistik köy için biçilmiş kaftan’ dedi ve ekledi:
“- İskenderun Limanı’nda bir konteynerin kapladığı alan 20 metrekaredir. Ödediğiniz para ise günlük 9 dolar.. Toplam 6 adet konteyneri üst üste istifleyebiliyorsunuz. Ne yaptı? 54 dolar! Dışarıdan bu hizmeti lojistik bir merkeze taşırsanız, kira 3 dolardan başlar.. Peki yeriniz var mı? Yok.. Oysa Sarıseki bölgesi hem konumu hem yapısı itibariyle bu açığı kapatabilir.”
Bu düşünceyi benimsiyorum.
İskenderun Limanı, yeni bir şehir yaratacak..
Etrafı şekillenmeli.. Yeni iş merkezleri şart..
Bir amaç var neticede.. Büyük bir iç rahatlığıyla yazıyorum.
İskenderun, limanla birlikte gelecek adına bazı tabularını yıkmalı..
Bilal Öz, ‘Tır garajımız niye yok?’ diye sordu.. Devamını da getirdi:
“- Kaba bir hesapla, İskenderun’a gelecek tır şoförlerinin gezmesi, konaklaması, çayı, yiyeceği hepsi esnafın yararına.. Tır garajınız yoksa, bu para dışarıya akacak.”
Peki ya, askeriyeye ait bataklık değerlendirilemez mi? Soruyorum:
– Bir askeri bölge, kendilerine ait bataklık bir araziyi terk eder mi?
Olur ya.. Bir takım girişimler olumlu neticelendi, gereği yapıldı.
Böylesine bir adımda o bölge nasıl şekillenir?
Bilal Öz anlattı:
“- İskenderun’da yer sıkıntısı var. Yarın nakliye şirketleri için ofis gerekecek. Konaklama, yiyecek/içecek ihtiyaçları için lokantalar gerekecek. Tüm bunların temini için şimdiden yer tespiti yapılması gerektiğini düşünüyorum.. Kısaca, bugün itibariyle yarını düşünmemiz lazım.”
Hafızam beni yanıltmıyorsa, Mersin’deki tıkanmalar da bu yüzden..
Gerçek şu ki, İskenderun’u yeniden keşfetmenin zamanı geldi.
Bilal Öz’ün her kelimesine katılıyorum.
Eğer toplumsal olarak, ekonomideki ‘kalite’ sistemimiz böyle bir tartışmaya hazır değilse, o zaman bu resmi tezden hemen vazgeçelim..
Ama beni en çok üzen şey şu oldu.
Hiçbirimiz ‘fikir üretmeyi’, ‘istişare’ etmeyi sevmiyoruz.
Sıkça Antakya’yı örnek veriyorsam, sebebim var..
Orada atılan her adım için ‘toplantılar’ düzenleniyor..
O zaman da şu sorunun cevabını aramalıyız.
– Neden bu kadar durgunuz?
Cevabı ne olursa olsun, İskenderun limanı bize şunu gösterdi.
Bazılarımızın düşünce yapısında hâlâ halledilmemiş bir mesele var.
Nedir o? Korku ve risk!
Bu iki kavramdan kurtulduğumuz an, bizi bir ekonomik mucize bekliyor!

Limanın çevresini yeniden keşfedelim!

NOSTALJİ PATLAMASI
Gönül Turgut’un “Üzüntüyü bırak yaşamaya bak” isimli şarkısı “Öyle bir geçer zaman ki” dizisinde fon müziği olarak kullanılınca izleyiciler gözyaşlarını tutamamışlar. Habari yaygın gazetelerde okudum..
Haberi okurken bunun sebebini merak ettim.
Bu şarkı neresinden baksanız 40 yıldan fazladır var.
Aradan bunca yıl geçtikten sonra şarkının insanlarda benzer duygular yaratmasında bir gariplik olmalı. Sonuç olarak bu şarkı 1960’ların bir ürünü.
Şarkıyı dinleyip hüzünlenenler ve internete koşturup yeniden dinlemek için bilgisayarlarına indirenlerin önemli bir bölümü bu şarkı yazıldığı zaman çocuk bile değillerdi. Yani eski günlere, eski hayata duyulan bir özlemden, nostaljiden kaynaklanıyor olamaz bu ilgi. Bunun nedeni, acaba günümüzde üretilen pop şarkıların duygulara daha az hitap ediyor olması mı? Ne dersiniz?

MUMA DÖNDÜ!
“Silahlar miadını doldurdu” sözü yüzünden eli kanlı çete reisi Apo‘dan fırça yiyen ve “Ya özeleştiri ver, ya da istifa et” uyarısı alan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, tıpkı daha önceki gibi “özeleştiri” yapmayı tercih etmiş..
Baydemir, Kurtuluş Tayiz‘in dünkü Taraf‘ta yazdığı habere göre örgüte “özeleştiri raporu” vermiş ve “Amacım örgüte ‘Silahı bırak’ çağrısı yapmak değildi. Sözlerim maksadını aştı” demiş.. Yani; zılgıtı yiyince, süt dökmüş kediye dönmüş!
Bu işler böyledir:
Hükümete ve devlete “Ha….tir” çekmek kolay; alt tarafı üç kuruş tazminat öder, kurtulursun.. Ama terör örgütü, adamı böyle muma döndürür!

Önceki İçerikAhmet Akça güven tazeledi
Sonraki İçerikDoğan Süslü Vitrin’e konuk oldu