Pazar günü, TV’ye gitmeden önce, gazeteleri karıştırdım..
Köşe yazarları ‘derleme’ yapmış..
Bir de ‘OR’kestradan nağmeler dizenler de vardı..
Mesela Yılmaz Özdil.. Damardan girmiş yine..
Aklıma bizimkiler geldi..
‘Yetki’, makam, mevki sadece İstanbul, Ankara’nın değil, İskenderun’un da sorunu..
Asıl mesele, ‘sistem’.. Halen aynı kulvarda, top koşturmaca yapıyoruz..
Tribünde kafam karıştı..
Sahadan iki pas niyetine yazıyor ve iftiharla sunuyorum:
“YÖK Başkanı mesela..
Rektör değil..
Dekan bile değil..
Herhangi bir üniversiteyi, hatta fakülteyi yönetmemişti, şak, bi atadılar..
Hepsini yönetiyor..
Kaymakamlar illa ilçe yönetecek diye bi şey yok..
Sen yeter ki, fırsat ver..
Bak TRT genel müdürüne.
Kaymakam.
Daha önce? PTT genel müdürüydü.
(Var mı bugün herhangi bi özel televizyonun başında kaymakam? Yok..
TCDD genel müdürü, İETT genel müdür yardımcısıydı..
Ha otobüs, ha tren.
Türk Tarih Kurumu Başkanı, tarih profesörüdür ama, esasen “polis”tir.
İstanbul büyükşehir belediye başkanımız, muhallebici.. Mimar olarak pek bi eserini hatırlamıyorum ama, sütlacı harikaymış..
Doktor var, şarkıcı.
Bankacı var, kimyager.
Fizikçi, mezeci.
Sosyolog, kameraman.
Tiyatrocu, büfeci.
Biyolog, kanepe satıyor.
Öğretmen, pazarcı.
Ziraatçı, emlakçı.
Köfte pişiren restoran açıyor, tornavidayı kapan elektrikçi olmuş, annem meteoroloji uzmanı, dizleri ağrıdığında yağmur yağacağını anlıyor..
Herkes teknik direktör.
Herkes her konuda otorite..
Hal müdürü başbakanlık yaptı bu ülkede.. MİT müsteşarı, çavuş..”
***
İskenderun’u unutmayalım..
Ziraat Mühendisi, MKÜ İskenderun Meslek Yüksekokulu müdürü..
İnşaat Yüksek Mühendisi, Antakya Vakıflar Müdürü..
Doktor, belediye başkanı..
Eczacı, milletvekili..
Öğretmen, belediye başkan yardımcısı..
Eğer ki, doktor artık ‘gazeteciler’den korkup, her seferinde ‘kurumsallaşma’ ayaklarıyla idare kademesini başkalarına devrediyorsa, ‘öğretmen’ bile lüks..
Bence idareye bir orkestra şefi yeter, hem çalın, hem söyleyin.

Çok çalış, çok kazan ve bağışla!

Kim servetinin yüzde 50’sini bağışlar ki?
Bir de şöyle soralım:
– Hatay’da bir araya gelip de, servetinden hatırı sayılır bir payını, bir vakfa ya da derneğe bağışlayan var mıdır?
Bilemiyorum.. Ama, Amerika’ya sadece ‘emperyalist güç’ gözüyle bakan insanlara da bir çift sözüm var.. Evet, Amerika süper güç olabilir.. Ama bu gücün arkasında sağlam bir ‘dayanışma’ gücü var..
Neyse, konuyu anlatayım size:
“- Her şey 5 Mayıs akşamı New York’ta gizlice düzenlenen bir akşam yemeği ile başladı. O gece Amerikalı 40 milyarder, niye çağrıldıklarını bilmeden Warren Buffett ve Bill Gates’in davetlisi olarak Rockefeller Başkanlık Sarayı’nda bir araya geldi..
Yemekler yendi, içkiler içildi..
47 milyar dolarlık kişisel servetiyle dünyanın en zengin işadamlarından biri olan Warren Buffett söz alıp ayağa kalktı..
‘Bu gece burada bir araya gelmemizin çok özel bir sebebi var. Ama bu bizim ilk yemeğimiz. Çünkü sizlerden kişisel servetlerinizin en az yüzde 50’sini bağışlamanızı istiyorum..”
Derin bir sessizlik kapladı odayı.. Yanlış mı duymuşlardı?
Herkes göz ucuyla birbirine baktı.. David Rockefeller’dan Barron Hilton’a, Ted Turner’dan Bloomberg’e, Soros’tan Oprah Winfrey’e, Amerika’nın en zengin 40 milyarderi, “Omaha Kâhini” olarak kabul edilen seksenine merdiven dayamış Buffett’ı büyük bir merak ve şaşkınlıkla dinlemeye koyuldu..
‘İlk adımı ben atıyorum’ dedi Buffett.
Servetinin yüzde 99’unu Bill/Melinda Gates Vakfı’na bağışlayacağını ilan etti.
Microsoft’un patronu Bill Gates girdi araya ve uzun zamandır Buffett ile hazırladığı planı açıkladı. Omaha Kâhini ‘Büyük Bağışçılar’ ismini verdiği projeyi daha da detaylandırdı..
Dünyada yaşanan açlık, sefalet ve salgın hastalıklarla neden daha etkili mücadele edilmesi gerektiğini, gelir dağılımı adaletsizliğinin yarattığı uçurumu ancak büyük çapta bağış projeleriyle çözebileceklerini somut örnekler vererek aktardı..
O gece o yemekte 40 milyardere ‘daha yaratıcı ve daha şefkatli bir kapitalizm’e ulaşmak için servetlerinin en az yarısını bağışlamalarını önerdi..
Önlerine imzalamaları için birer adet ‘Büyük Bağışçılar Dilekçesi’ koydu..
Öneriyi fazla naif bulan da vardı, gönülden destekleyen de..
Tam üç ay sonra Buffett milyarderleri tekrar topladı.
Ve geçen hafta toplam serveti 230 milyar doları bulan 40 milyarderin, servetlerinin en az yarısını bağışlamayı kabul ettiği açıklandı.
Neredeyse Amerika’da her yıl toplanan bağış miktarı kadar.
Buffett’ın ‘ilk yemeği’ meyvesini verdi..
Yeni hedef her yıl düzenlenecek Büyük Bağışçılar Zirvesi ile bir yandan dilekçeye imza atanları denetlemek diğer yandan listeye yeni zenginler eklemek..
Buffett şimdiden Forbes’ın en zengin 400 Amerikalısını radarına almış..
Eğer onları da ikna ederse ortaya 600 milyar dolarlık bir bağış çıkacak.
Dünyada sadece yoksullukla mücadele için gerekli olan miktar 250 milyar dolar.
Buffett ilk yemekte bu paranın yarısının sözünü almış gibi görünüyor..
(Size Roger Lowestein’ın Buffett kitabını öneririm..)
* * *
Dünyanın en zengin adamı Omaha’da hâlâ 1960’lı yıllardan kalma mütevazı evinde, çeyrek asırlık arabasıyla yaşıyor ve en önemlisi üç çocuğu olmasına rağmen mirası reddediyor.
Evet, evet yanlış duymadınız Omaha Kâhini mirasa inanmıyor.
Anlayacağınız bu yönüyle en baba sosyalistten daha cesur.
Zaten bu yüzden servetinin %99’unu hayır işlerine bağışladı.
Bağışlamakla kalmadı, Amerika’nın 40 milyarderine Büyük Bağış Dilekçesi’ni imzalattı.
Argümanı çok basit..
“Ben babamdan miras devralarak yapmadım bu serveti. Çocuklarımın da hayatta başarılı olmak için benden miras devralmaya ihtiyaçları yok.”
Üç çocuğu ve karısına bıraktığı para hayatlarını idame ettirmeleri için asgari bir miktar ve istedikleri alanda girişim sermayesi..
Hazıra konmak yok, çalış kendin kazan..
Çok çalış, çok kazan ve servetinin yarıdan fazlasını hemen bağışla..
Ah. Ahh.. Amerika’da geçen hafta, toplam serveti 230 milyar doları bulan 40 milyarderin, servetlerinin en az yarısını bağışladığı açıklanıyor..
Buz halen kulağımızın üzerine yatıyoruz..

Buffett: Bir Amerikan Kapitalistinin Yükselişi / Roger Lowenstein / Scala Yayıncılık..

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here