Dörtyol’da ‘aranan’ bir komutan,
Ve ona ‘Amanoslar’da temizlik yapın’ diyen bir bakan!

Bu acıyı yazmanın tarifi yok artık..
Acılı kaderleri..
Ruhumuzda bir uçurum gibi açılan ölümleri..
Mezar taşı sessizliğindeki anneleri..
Çünkü bu kan üzerimize doğru aktıkça elim başka bir yazıya gitmiyor..
Tam yazının başına oturuyorum, ajanslardan bir haber geçiyor:
“Dörtyol’da polisimize hain saldırı; 4 şehit!”
Haberi görünce tutulup kalıyorum. O saldırı anı gözümün önünde büyüyor..
Aileler aklıma geliyor..
Hükümetin aldığı tedbirler(!) aklıma geliyor..
Kandil’de cirit atan PKK’lılar aklıma geliyor..
Amanoslar’ı mesken eden teröristler aklıma geliyor..
Askere yönelik tutuklama kararları aklıma geliyor..
Bakan Atalay’ın, Balyoz Davası’nda yakalama emri çıkartılan 6. Kolordu Komutanı Korgeneral Nejat Bek ’in de katıldığı Dörtyol’daki törende seslendiği, “Amanosları temizleyin” talimatı aklıma geliyor..
Dörtyol’da, “Komutanları içeri atıyorsunuz. Kim temizleyecek?” diye haykıran, gözyaşı döken insanlar aklıma geliyor..
İşte bu yüzden aklım sabır diyor ama kalbim izin vermiyor..
Peki bir öneri yok mu? Bir çözüm yok mu?
Olmaz olur mu?
Dikkat edin.. Ha bire kınama mesajı yayınlanıyor..
Yeterlidir sanırım..
Oysa kalleşlerin istediği oluyor..
Provakasyon!
Birbirini seven, saygı duyan, yardım eden insanları birbirine düşürmek..
İnegöl’deki travmayı Dörtyol’a ve daha birçok il ve ilçeye taşımak..
Tekrar söylüyorum.. Yalnızca askeri tedbirlerle çözülmez bu..
Hiçbir silah, bir başkası olmadan diğerini öldüremez..
Peki ne yapacağız yani?
Silah sıkan teröriste karşı gül mü atacağız?
Elbette hayır..
Ama Türkiye buradaysa, Kandil orada!
Dümdüz edin ovaları..
Nasıl mı?
ABD ve Irak devletiyle masaya oturulsun..
Denilsin ki:
“Bak sen sınırlarını koruyamadığını söylüyorsun. Terör kamplarına dokunamıyorsun. O zaman gel bir ‘güvenlik sınırı’ oluşturalım. Ben özel hudut birliği kuruyorum. Birlikte yapalım. Bir tampon bölge olsun.. Dağların arasından değil, düz ve açık araziden geçen bir güvenlik sınırı çizilsin.. O sınırlar egemenlik alanı olmasın. Ortak koruma sağlansın..”
ABD eğer ki dostsa bu diplomasiye ‘evet’ der ise, mesele yok..
Soruyorum..
Hemen hergün alçakça bir saldırıya maruz kalan bir ülkenin buna hakkı yok mu?
Yoksa bu nasıl dostuk, müttefiklik!?
Sevsinler böyle adaleti!
ABD’li güya ‘barış’ uğruna her yerde, biz ise sınırlarımızın dışına çıkamıyoruz..
En azından Türkiye bunu bir samimiyet testi olarak kullanamaz mı?
Şöyle de düşünebiliriz:
ABD niye Afganistan’da?
Türk askeri neden Afganistan’da?
E, teröre karşı ortak mücadele için değil mi?
Peki Türkiye, “Afganistan’da benim verdiğim desteği Irak’ın kuzeyinde siz neden vermiyorsunuz?” diye soramaz mı?
Sormalı..
İşte bu nedenle Türkiye bu samimiyet testini yapmalıdır..
Bir sorun bakalım..
Kilometrelerce uzakta teröre karşı birlikte hareket ettiğimiz “stratejik ortak”, her gün fidan gibi gençlerimizi götüren yanı başımızdaki terör yuvasının sınır güvenliği için bakalım ne diyecek?
Sizce ne denmeli, Türkiye ne yapmalı?
Yeter artık..
Sözün bittiği yerdeyiz!

2 Yorumlar

  1. sizi tebrik ederim yılmaz bey.çok güzel bir yazı!!! sizin de savaş çığırtkanları atanlardan farkınız kalmadı değilmi.anlamadınızmı artık 40 yıldır aynı hikayeler.temizlenmiyor işte.ne zorluyorsunuz.sizin rahatınız yerinde olan masum insanlara gencecik insanlara oluyor.oturduğunuz yerden iyi sallıyorsunuz.şu demokrasiden ne öğrendiyseniz onları uygulamaya geçirelim artık isterseniz.

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here