Kadir Teksöz, Hatay Esnaf Odaları Birlik Başkanlığı olağan kongresinde tekrar güven tazeledi. Hakkıydı.. Zaten tek listeyle seçime gidilmesi, bu hakkaniyetini anlatmaya yetiyordu.
Hatay’ın dört bir yanından esnafın akın ettiği kongrede güzel gelişmeler de yaşandı. İskenderun Belediye Başkanı Dr. Yusuf Civelek’in de katıldığı kongrede, ikinci başkanlığa Uğur Fırat getirilirken, Erol Akın da yönetime girdi..
Güzel gelişmelerden kastım budur..
İskenderun ile Antakya arasındaki dayanışma ve hoşgörü artık her alanda kendini iyice hissettiriyor.. Bu birlik alkışlanır..
İskenderun Kuyumcular Odası Başkanı Uğur Fırat ile Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Erol Akın’ı ayrıca kutluyorum.. Müthiş çalışıyorlar..
Bu uğurda İskenderun Belediye Başkanı Dr. Yusuf Civelek’in de katkısını unutmamak gerek.. Kongredeki şu sözleri çok önemli:
“- İskenderun ve Antakya, bir uçağın iki kanadı gibidir.”
Fazla söze gerek yok.. Hatay budur işte!

AYRIM YOK!
İskenderun Belediye Meclisi, Başkan Yusuf Civelek Antakya’da olduğu için Cemil Uğutmen başkanlığında toplandı.
Sıralarda 7 eksik vardı ama gündemdışı konuşmalarla İskenderun’a gelebilecek hizmetleri anlamaya çalıştık. Hemen söyleyim.. CHP Belediye Meclis Üyesi Mustafa Özen’in Yeni İskenderunspor vurgusu yerindeydi. Bugüne dek hep İskenderunspor’a gönülveren bir isimdi.. Mecliste, terfi tenzil ligine gitmeye hazırlanan İskenderunspor’a destek çağrısı yaptı. Bravo..
Mustafa Özen’in bu hassasiyetine MHP sıralarından destek geldi. Garip Şandır, İskenderunspor’a yardım için ‘Daha neyi bekliyoruz’ diyerek, biraz da sitem içeren konuşma yaptı.. Hazır konu açılmışken, İskenderunspor’un geleceği için nedense ‘donuk’ kaldığımızı defalarca yazmama rağmen, bir kıpırdanmanın yaşanmamasına içerlemiştim.. Bugün o şans tekrar kapıyı çaldı.. Umarım, İskenderunspor’a Malatya yolunda gerekli maddi ve manevi destek gelir..
***
Gündem maddelerine geçilmeden, CHP Grup Başkan Vekili Kamil Turan’ın 1 Mayıs açıklaması yerindeydi. Ne zaman ki Ercüment Kimyon’un, AKAD ve Hacı Bektaş-ı Veli Kültür Vakfı için verilen sözleri hatırlatan önergesi okundu, işte o sıra herkes görüş bildirdi. İlk sözü Kamil Turan aldı.. Grup toplantılarında konunun gündeme getirilmemesinden ötürü Ercüment Kimyon’u eleştiren Turan’ın, “Bir kararı birlikte paylaşıp, olgunlaşmasını beklemek daha doğru olurdu” sözlerine ilk destek Meclis Başkanvekili Cemil Uğutmen’den geldi.. Uğutmen, “Ne AKAD’ı ne de Hacı Bektaş-i Veli Kültür Vakfı’nı üzmeye hakkımız yok.. Bu konuyu, yönetime taşıyıp her iki kuruma gerekli kolaylığı sağlamalıyız. Zamana ihtiyacımız var” şeklindeki açıklaması, gerek CHP’li gerekse AK Partil’li meclis üyeleri tarafından destek gördü..
Oylama neticesinde Ercüment Kimyon önergeyi geri çekmek zorunda kaldı..
Unutmadan.. Demokrat Parti safları, baktılar ki yer arayışı var.. Bir de ‘Merkez Camii yapılsın” fikriyle, ortaya konan heyecanı fırsata çevirmeye çalıştılar..
Öyle ya da böyle.. İkinci yılında daha olgun bir meclis çalışması görüyoruz. Her meclis üyesi de ‘ayrım’ yapmadan doğru karar vermeye çalışıyor..
Dilerim hep böyle devam eder..

KIL MESELESİ
Hikayeyi Haber Türk’te okudum..
Kıssadan hisse namına ortaya konan ‘öğüt’ hoşuma gitti. Aktarayım:
“Uşaklı Osman Efendi bir sabah müthiş bir baş ağrısıyla uyanır. İlaç alır, geçmez. Bir iki gün bekler, ağrı devam eder. Doktor çağrılır. Doktor muayene eder, ağrı kesiciler verir, gider. Lakin Osman Efendi’nin baş ağrısı artarak sürer. Üstüne üstlük, baş ağrısının yanı sıra gözleri de yaşarmaya başlar. Başka doktorlar çağrılır.
Osman Efendi ağrıyı kesene servet vaat eder. Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de bulamaz. Osman Efendi’yi İstanbul’a götürmeye karar verirler.
İstanbul’da en iyi doktorlar seferber olur. Röntgenler, beyin tomografileri çekilir, testler yapılır. Görünüşe bakılırsa Osman Efendi turp gibidir. Oysa dayanması gittikçe zorlaşan baş ağrısı ve gözyaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir. Osman Efendi bu defa da apar topar yurtdışına götürülür. O devirdeAmerika değil İsviçre moda, Zürih’e gidilir. Haftalarca hastanede kalınır, onlarca profesör konsültasyon yapar, testler tekrarlanır.
Sonuçta Osman Efendi’ye teşhis konulamaz.Artık yerinden kalkamayan Osman Efendi’ye ağrı kesici iğneler verilir, altmışlarını süren adamın ülkesine dönüp “dinlenmesi”, daha doğrusu son günlerini evinde geçirmesi tavsiye edilir.
Osman Efendi bitkin, aile perişan. “Kader” denilir, Uşak’a dönülür. Osman Efendi yayla evinde bir odaya yatırılır ve ağrı kesici iğnelerle ölümü beklemeye başlar.
Bir gün, hastanın keyfi gelsin diye, Osman Efendi’nin eski berberi “BerberMehmet” çağrılır. Berber, yataktan kalkamayan Osman Efendi’yi tıraş ederken, adamcağız berbere derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler. Berber Mehmet bir an düşünür.“Beyim” der, “Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın?”
Bir bakar, “Hah işte” der, “Kıl dönmüş”. Osman Efendi’nin şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker. Ev halkı, Osman Efendi’nin köyü ayağa kaldıran çığlığıyla odaya koşar. Berber Mehmet, Osman Efendi’nin elinden zor alınır ve cımbızın ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla kapı dışarı edilir.
Osman Efendi’nin kanayan burnuna pansumanlar yapılır, kolonyalar koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah Osman Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır. Gözlerinin yaşarması geçmiştir. Baş ağrısından ise eser kalmamıştır. Dönen kılın sinire yürüyüp gittikçe uzayarak dayanılmaz ıstıraplara
yol açtığını doktorlar ancak o zaman keşfeder. Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Sapasağlam ayağa kalkan Osman Efendi, Berber Mehmet’i çağırtır ve ona bir servet bağışlar.
Kıssadan hisse derler ya. Bunun hissesi de şu:
1. Berber Mehmet efendilerin fikirleri var, dinlemek gerek.
2. Bazen büyük sorunların, çok basit çözümleri olur.
3. Burnundan kıl aldırtmayanların başı çok ağrıyabilir.

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here