Yeni nesil bir garip.. Kafasına göre takılıyor.. Teknoloji sevdalısı, fakat sorumsuz..
Başarıya hak ederek ulaşma çabasını enayilik sayıyor.
Kestirme yol arıyor hep.. Düzen trafiği öyle olmalı..
Uğrunda risk alacağı, zorluk göğüsleyeceği ilkeleri yok.
Kimin var ki?
Nasıl düzeltebiliriz?
Sevginin, sırf sevgi lafı etmekle olmayacağını hatırlayarak..
Doğru model sunmak için zorlanarak..
Kendimizi düzeltmeye çalışarak..
***
Birşey daha var.. Geçenlerde kaynımı gördüm..
Tek çocuğu var.. İkincisi yolda.. Yanında göremeyince sordum:
“- Aytuğ nerede?”
Yüzü düştü.. Üzüldü:
“- Nerede olsun, dershanede.. Ardından özel dersler..”
İçini çekti sonra.. Tekrar konuştu:
“- Aptallaşıyor..”
Aptallaşıyor lafını ilk kullanan kaynım değil ne yazık ki.. Neredeyse, her üç kişidin biri ‘eğitim sisteminden’ ötürü benzer sözler kullanıyor çocuğu için..
Geçenlerde bir eğitimci, milli eğitim müfredatının ‘dershaneler’e bağımlı hale gelmesinden ötürü dert yandı.. Çocuklara yansıyan psikolojik durumlardan sözetti, avaz avaz da bağırdı:
“- Eğitim düzenimizi cehennem cenderesine çeviren dershanelerin avanta tezgâhı yüzünden evladımız çocukluğunu yaşayamıyor, düşünmeyi öğrenmiyor, ezber yarışçısı zombi oluyor.”
Evet, çocuklarımız işte bu yüzden aptallaşıyor!
Şimdi soruyorum.. Hangi devlet büyüğü çıkıp, sömürü dolaplarının azıcık frenlenmesini rica edecek.
Eee? Düşünmüyor musunuz?
Kıvranan ana babalara acımıyorsanız çocuklarınıza acıyın.
Acımanız yoksa.. Gelecek yıl da 23 Nisan günü sevgi ve sevinç gösterilerini buruk bir tebessümle izleyeceğim..

GAZETECİ Mİ, O DA KİM?!
İskenderun’da sayısız kurum var, firma da..
Çok şükür, çoğunluğu da kazanıyor.. Gözü yok kimsenin..
Dikkat ettiniz mi, birileri nasırlarına değdi mi, telaşlanıyorlar..
Diyorlar ki:
* Hakkımız gaspediliyor..
* Basın kuruluşusunuz, gereğini yapın..
* Sıkıntıdayız..
* Yandık, bittik.. Devlet nerede?
* Belediye iş yapmıyor..
Esnaf mı, aynı keza.. Dikmelerden ötürü dert yandılar..
Daha önce de zabıtadan, cezalardan..
Basına sığındılar yine..
Sivrisinek..
Yollar, ağaçlar..
Çevre kirliliği..
Hesap soruyorlar.. Bir de gaza getirmece var..
“- Gazetecisiniz, görmüyor musunuz?”
(……)
Bir duraksama anı.. Cevap veriyoruz:
“- Görüyoruz efendim.. Beyefendi adınız ne, haberin detayına iliştirelim..”
“- Ne ismi? İsimsiz yapın haberi.. Ne o, korktunuz mu? Belediyeyi (ya da falanca makamı) yazamazsınız tabi..”
Gazeteci haksızdır her halükarda..
Beğendiremezsiniz insanlara.. Ağzınızla kuş tutsanız, iki taraftan birinin hedefindesiniz.. Taraflıdır neticede.. Halka taraftır..
Firmalar mı? Sıkıntıları varken, ‘basın mensupları nerede?’ diye sorarlar..
‘Yetkililere sesimizi duyurun’ diye haykırırlar..
İyi günde mi? Yoklar..
Ya, Karaağaç’taki restoranlarda ‘yemekteyiz’ programındalar ya da eğlencede..
Ve bir seferde, oturdukları masanın hürmetine 200-300 papeli ‘elleri titremeden’ savururlar..
Fondip misali anlayacağınız..
Fondip demişken aklıma geldi.. Facebook’ta içip/eğlenen/sızan onlarca insanların resimleri var.. Yayınlamaya kalksak, ‘Millet derdinden içiyor diye dertlenir, halinize ağlarsınız..’
Tabii ki, herkes içeçek, eğlenecek, konuşacak, bağıracak, feryat edecek, şikayet edecek.. Nedir bu? Demokrasi..
Ee, demokrasi kamuoyu için gerekli.. Kamuoyunun sesi olan gazetecilerde, yazacak, çizecek, dayak yiyecek, tehdit edilecek, istenmeyen adam ilan edilecek, mahkeme kapılarına düşecek.. Kimin umurunda?
Özetle..
Cesaretsiz, yüreksiz insanlarımız..
Gazeteciyi sevmezler, onlarsız da yapamazlar..
Nasıl ayakta duruyor gazeteci?
Abone ve reklamla.. Günlük peçete parası bile değil..
Bakınız, İskenderun geneli reklam panolarına.. Enfes!
Verin coşkuyu bilboardlara..
Ekmeği onlar yer, dayağı da gazeteciler..
Sonra soruyorlar, “Çok fazla basın mensubu var İskenderun’da..”
Çoğunluğu bilboardçı, kardeşim..
Verirsin doymazlar..
Güvercin misali.. Yerdeyken elinden yerler, havalanınca üzerine pislerler..
Jeton düşer o ara..
Sonra gelip, derler ki:
“- Arkadaş.. Falanca şöyle yazdı, sen de çizdirsen yani.. Güzel yazıyon hani..”
Arkadaş, markadaş hikayedir.. Menfaattir söz konusu..
Birbirimize düşürürler bizi..
Şikayet ederler belediye başkanını..
Ya da ekmek teknenizi.. Misal, siyasileri.. Herkes birbirinin kuyusunu kazar..
Birileri de kazanır.. Yer, içer, para döker..
Gazeteci mi?
Taştandır, kötüdür, fenadır..
Ne dedi geçen gün Kaymakam Cemil Aksak:
“- Bundan böyle gazetecilerle görüşmeyebilirim..”
Emredersiniz!

DOĞAN SÜSLÜ İÇİN HEM ÜZÜLDÜM HEM DE SEVİNDİM
Taş kalpli biri değilim.. Hele kin besleyen biri hiç değilim.. Sevgili Doğan Süslü’nün, belediye idaresine katkısı vardı, ayırlması beni gerçekten üzdü.
Fakat aramıza tekrar döndüğü için de sevindim..
Doğan Süslü, belediyedeki görevinden ayrıldı ama, muhtemelen yazmaya devam edecektir.. İskenderun’da neredeyse hergün yazan pek köşe yazarı kalmadı..
Bir elin parmakları gibiyiz.. İskenderun’da harbi yazan, cesaretli köşe yazarları her zaman olmalı.. Elini taşın altına koyacak, sorumluluk sahibi gazeteciler gerek..
O bakımdan.. Belediyedeki 1 yıllık görevinden sonra, -olumlu veya olumsuz- hakkında ne yazarsam yazayım, Doğan Süslü’nün aramızda olması beni sevindirir, mutlu eder.. Doğru bir benzetme olmayabilir ama, Doğan Süslü ile yakınlığımız, ‘Emre Kongar’ ve ‘Mehmet Barlas’ gibidir.. Zaman zaman fikirlerimiz uyuşmasa bile, farklılıklar adına varlığı beni mutlu ediyor.. Bunu bütün kalbimle söylüyorum..
İskenderun Belediyesi’ndeki ayrılış biçimi, söylemler veya söylentilerin hiçbir önemi yok.. Bugüne dek yazmadım, yazmam da..
Kaldı ki, Doğan Süslü.. Düzgün yazı metni ve anlatım biçimiyle kendine yakışanı yapmıştır.. Ayrıldı ayrılmasına da, yalnız bir noktaya takıldım.. Şöyle diyordu:
“- Yaşamda her zaman küçükler büyüklerden bir şey öğrenmez. Bazen küçüklerinden de büyüklere önemli öğretileri olur. İnsanlar kimi zaman en yakın dostlarını göremeyecek, doğru ile yanlış, yararlı ile zararlı gibi terim ve kavramları birbirine karıştıracak bir hale istemeden gelebilirler. Böylesi hallerde ısrarcı olursanız yanlışa ortak olursunuz. Kişinin kendini dinlemesi, ‘Ben nerde yanlış yaptım?’ ya da ‘yapıyorum’ demesi için bu şans ona tanınmalıdır..”
Sadece kişinin değil Sevgili Doğan Süslü..
Evet, büyüklerin de küçüklerden öğrenecekleri vardır muhakkak..
Ama.. Bence bu aralar, hepimizin normalleşmeye ihtiyacı var..
Hadi Sevgili Doğan Süslü.. Gel bu tanımlamayı kişiselleştirmeden herkes için haykıralım:
“- Biz nerede yanlış yapıyoruz?”

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here