Polis Teşkilatı’mızın Kuruluş Yıldönümü oldukça renkliydi. Atatürk Anıtı’ndaki tören sonrasında İskenderun Belediyesi Sosyal Tesisleri’nde kokteyl vardı..
‘Bakmak’ her zaman ‘görmek’ anlamına gelmiyor!
Yoğun bir katılım vardı.. Herkes huzurlu ve neşeliydi..

Emniyet Müdürü Yusuf Cinel, konuklarla ilgili ve tatlı bir sohbet içindeydi.

İskenderun Garnizon Komutanı Tuğgeneral Gürsel Öztürk ile Deniz Üs Komutanı Tuğamiral Turgay Erdağ her zamanki gibi kibar ve sempatikler..

Siyasiler daha çok grup halinde, hatta gündemi tartan konuşmalarla meşguldü..

İskenderun Belediye Başkanı Dr. Yusuf Civelek ise, güzel bir havada, sımsıcak bir davetli topluluğu arasında İskenderun’u konuşuyor.

Emniyet Müdürü Yusuf Cinel, Amanos dağlarındaki taş ocaklarını gösteriyor, yüzümüz buruklaşıyor. Hazır herkes oradayken, yerinde bir vurgulamaydı..

Katliam burnumuza dayandı çünkü..

Ama halen seyirciyiz..

Yeri gelmişken, hatırladım..

Geçtiğimiz günlerde, Yankı’nın sahibi Cemil Taktak ile yolda yürüyorduk..

Taşocaklarından öyle bir dinamet sesi yükseldi ki, sanırsınız İsrail Lübnan’a saldırmış.. Misket bombası atıyorlar.. Savaş alanında terkedilmiş insan topluluğu gibiyiz.. O an herkes birbirine baktı.. İrkildik..

2010 Türkiye’sinde taşocakları halen tepemizde..

İşletmecilerinde utanma yok.. Umurlarında bile değil..

Kesilen cezaya razılar.. Gülüyorlar hatta..

Sanki herkese ‘gıcık’ verir gibi, bir de daha şiddetli patlamalara izin veriyorlar ki,

“el mi yaman, bey mi?” havası atıyorlar..

Ne olacak.. Bu duruma ‘dur’ demesini beklediğimiz yetkililerin de ‘ses’ çıkardığı yok ki! Oysa birkaç gün önce Cemil Taktak’ın söylediklerini anımsıyorum..

İspanya’da, içi demirden beton küpler yapan firmalar varmış..

Mesela mendireğe ya da sahil bandına bunlar yerleştiriyormuş..

Öyle dağın, taşın parçalandığı yok, İspanya’da..

Doğaya önem veriyorlar.. Kıymetli yani..

Bizimkiler gibi, kirletip, çevrenin ırzına geçmiyoruz..

Manzaraya bakın..

Çağdaş ve modern bir kent diye övündüğümüz İskenderun şehir merkezinde insanlar, dinamit sesi karşısında korkuyorlar..

Ya da bir kokteyl sırasında gündem oluşturup, durumu ‘rezalet’ diye tanımlayabiliyoruz..

Avrupa’da yapın da görelim.. Ne demişti bir il genel meclis üyesi abimiz:

“- Taşocakları çevreyi kirletmiyor..”

Biz de zihniyet böyle olursa, yapacak bişey yok diye geçiştirmeyin..

Tepkinizi koyun.. Böylesine bir manzara Türkiye’nin başka bir yerinde olsaydı, şimdiye dek o firmalar kaçacak delik ararlardı..

Biz de eylem yok.. İcraat yok.. Tepkiyi ise, kuma gömdük..

STK’lar uyuyor, çevreciler Erzin’deki termik santrallerin peşinde..

Bazı meslektaşlarım uyuyor.. Akılları beyinleri ‘belediyelerde..’

Sanırsınız, mileniyum çağında Paris ile yarışıyoruz, doludizgin gidiyoruz..

Politikacılarımıza bakılırsa, Ankara’nın havası iyi geliyor..

İskenderun rutubetli olunca, bel ağrısı yapıyor doğal olarak..

Şimdiden seçimlerde adaylık yarışındalar..

Varsın, İskenderun’un sorunları şimdilik rafta kalsın..

Ağzı laf yapan siyaset sözcülerinden ya da STK’lardan bu sessizliğin veya doğaya karşı işlenen bu suçun nedenlerini öğrenmek istiyorum aslında.

Bu yaptıklarını nasıl savunacaklarını, lafı nereden dolaştıracaklarını merak ediyorum.

Yanıt alamayacağımı da bilmekle birlikte, tekrar gündeme getireyim ve hafızalarımızı tazeleyeyim istedim.

ACABA BUNU NASIL AÇIKLAYACAĞIZ?

Hazır çevrecilik damarım tutmuşken, etrafta olup bitenlere seyirci kalmak istemem..

Belediyenin sosyal tesislerinde konu konuyu açıyor..

Bazı şeyleri tekrarlamamın bir tek nedeni var..

Unutkan bir toplumuz ve bu unutkanlıktan yararlanmak, rantçıların en önemli silahlarından biri. Oysa, İskenderun’u seviyorsak, birşeyler yapmalıyız..

Öyle otururak değil, öyle laf üreterek hiç değil..

Temas ederek, sorumluluk ve risk alarak, icraatlarda bulunarak, girişkenliğimizi ve üretkenliğimiz ispatlamalıyız.. Var mı böyle bir süreç gerçekten?

Bilakis, uyuyoruz..

Uyuyanları uyandırmak bizim işimiz değil zaten..

Kibarca, uyarmak diyelim maksadımıza.. Ama yeter..

Düşünün ki, bir kentte siyasetçiler fazla ses çıkarmıyor..

STK’lar kafalarına göre takılıyor.. Basın işine gelen konulara dalıyor, çıkıyor..

Peki, İskenderun’u nasıl ileriye taşıyacağız?

Aklıma, İskenderun 39. Mekanize Piyade Tugay ve Garnizon Komutanı Tuğgeneral Gürsel Öztürk ile yaptığımız sohbet geliyor..

Etrafımızda, gazeteci ve akademisyenler var..

Bilmediğimiz bir şeyi anlatıyor..

Ruslarla arasında geçen bir diyaloğu anlatıyor.. Diyor ki..

“- Bizler İskenderun’daki güzelliklerin farkında değiliz ama yabancılar denize öyle bir hayran bakıyorlar ki, neredeyse okşayacaklar..”

İlgiliyim.. Karaağaç’a kadar denize girilecek tek bir noktamız bile yok..

Kirlettik her bir yanı..

Öztürk Paşa haklı..

İskenderun’u sevdiğini, hatta en büyük sevgiyle bahsettiği bu kent için neler yaptığını da biliyorum.. Peki ya bizler.. İskenderun için neler yapıyoruz, ne kadar seviyoruz?

Para kazanmak, İskenderun’a hizmet vermekten daha mı önemli?

İşte Mustafa Kemal Üniversitesi.. Öğrencileri, barınacakları yurt ve ödeyecekleri kira bedelleri için seviyoruz.. Peki onlardan yeterince faydalanabiliyor muyuz? Hayır!

Peki ya akademisyenler.. Yerleşik bir kampüsün dışına çıkıp, ilmi temel oluşturacak bir dizi çalışma yapmakla mükellef hissetmiyor mu kendilerini?

STK’lar, İskenderun gündemi arasında kendilerini güncellemekten neden korkuyorlar?

Peki ya siyasilerimiz.. İskenderun’un içini dışını biliyorlar artık..

Sorunların neredeyse hepsi ciltlenmiş, masalarında duruyor..

Seyirciyiz sadece..

Lobi oluşturmakta zayıfız..

Bir araya gelmekte zayıfız..

Temas kurmakta zayıfız..

Hizmet üretmekte zayıfız..

Takipçilikte zayıfız..

Girişkenlikte zayıfız..

Öğrenelim artık.. Bu çağda, bu tembellik gitmiyor..

Karnemiz kötü yani.. Ruhumuz ölmüş.. Senede bir gün, kokteylde ya da herhangi bir etkinlikte mi, İskenderun’un sorunlarını tartışacağız?

Önderimiz bile yok..

Şimdi bunlar yokken.. Garnizon Komutanımız Tuğgeneral Gürsel Öztürk çıkıyor, sohbet sırasında tebessüm ederek, samimiyetle İskenderun için beslediği duyguları anlatıyor diye siyaset mi yapmış oluyor? Ya da..

Yol gösteriyor diye, garnizon komutanı için, ‘konuşmasın’ diyebilir miyiz?

Üzgünüm ama.. Dost acı söyler..

Yarın herkes gittiğinde, başbaşa kalıp etrafta bıraktığımız tahribatın faturasını da  elimize tutuşturacaklar.. Gördüğünüz gibi, pek de yeni bir söylem değil.

Bir kenara not etmeniz de gerekmez.. Havayı koklayın yeter.

MİMAR SİNAN HAFTASI

Mimarlar Odası İskenderun Temsilciliği tarafından Mimar Sinan Haftasıyla ilgili düşünülen bir etkinliğin mail geldi geçen.. Şöyle yazıyordu:

– Fidan dikimi töreni yapılacaktır..

Nerede? Mustafa Kemal Mahellesi Doğan Petrol karşısındaki bulvar yolu..

Sonra.. Hava muhalefeti nedeniyle bugüne ertelendi.. Oysa, adı gibi Mimar Sinan etkinlikleri çerçevesinde Payas’taki Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi’nde bir dizi etkinlik gerçekleşebilirdi.. 1574’te Mimar Sinan’a yaptırılan bu külliye bugün hala klasik Osmanlı mimarisinin tüm özelliklerini yansıtıyor..

Aslında ‘külliye’ notunu önümüze koyan ve bizleri aydınlatan yine Tuğgeneral Gürsel Öztürk oldu..

Zira, tatlı bir dil ve hoşgörüyle mesajını da iletmiş..

Sonra, bir ara benim de kaleme aldığım ve tepkili olduğum Belen Kervansaray’ın ‘internet kafe’ olarak işletildiği konuya vurgu yaptı.

Çok şükür şu an kapalı.. İçimiz yanıyor neticede.. Kültür envanterleri arasında bir coğrafyada değerlerimizin yokoluşunu seyretmekten keyif alıyoruz herhalde..

Dikkat ettim. Mimarlar Odası Hatay Şubesi’nin ‘Mimar Sinan Haftası’ nedeniyle düzenledikleri etkinliklerde Payas Kalesi’nin adı geçmiyor..

Gezi programı Bakras Kalesi ile Belen Kervansaray ile sınırlı..

Film gösterimleri, söyleyişiler derken, İskenderun’da mimarlar sadece fidan dikimine yöneldi sanırım.. Ee, durum böyle olunca üzülüyoruz..

“Sanat mı? O da ne?” yaklaşımı içinde kültürsüz ve sanatsız geçip gidiyor 2010.

HAYIRLI OLSUN!

Olsun.. Tüm bu etkinlikler arasında güzel bir haber geldi Payas’tan..

Hiç olmazsa, Payas Belediye Başkanı Bekir Altan’ın yoğun çabası, ‘Mimar Sinan’ın hatırasını canlandırmaya yetiyor. Öğrendim ki, Payas Kalesi’nin restorasyonu ve işletmeciliğini Payas Belediyesi’ne devreden imzalar atılmış.. Vakıflar Bölge Müdürlüğü 49 yıllığına bu hakkı Payas Belediyesi’ne verdi.

O kadar mutluyum ki şimdi, tarifi mümkün değil.. Payas Belediye Başkanı Bekir Altan nihayet başardı.. Artık, restorasyon işi sadece belediyenin değil, tüm işadamlarımızın görevi.. Hatay Valisi Sayın M. Celalettin Lekesiz’in her ay 100’er bin lira tadilat parası verebileceğini açıklaması bile bu konudaki niyetin ciddiyetini anlatmaya yetiyor.. Kutlarım..

Oteliyle, hamamıyla, pırıl pırıl işyerleriyle, coşkusuyla, neşesiyle Payas artık bir daha güzel olacak.. Mimar Sinan bugün, belki bulutların arasında tebessüm ediyordur..

Teşekkürler Sayın Valim..

Teşekkürler Bekir başkanım ..

Teşekkürler Sayın Gürsel Öztürk Paşam..

Teşekkürler Vakıflar Bölge Müdürlüğü..

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here

13 − 3 =