Övünmeden, kendilerini öne çıkarmadan iş yapanları, başaranları çok severim.
Özel bir ilgi gösteririm onlara.
Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, Atakaş Şirketler Grubu Başkanı Recep Atakaş gibi..
Ya da İlyas Keleş gibi..
Eski kuşaktan biri gibidirler. Saygı, hürmet, azim onlarda..
Az konuşup, çok iş yaparlar..
Yatırım ve istihdama yönelik hamleleri, destansı bir yapıttır benim gözümde..
Herşeyden önce, takdire şayandır!
Dikkat edin..
Yaptıkları perde arkasında kalır, ön plana hizmetlerini, hayırsever yapıtlarını çıkarırlar..
Belgesel gibi çalışırlar..
Evliya Çelebi gibi dolaşırlar, yokluklarını fark ettirmezler, çünkü günün gecenin hangi saatinde cep telefonundan ararsanız arayın, sizi “Buyrun” diye bir ses karşılar. Rahatsız edilme duygusunu uyandırmaz arayanda.
***
Sağduyu, iş hayatının rehberidir, engellerde paniğe kapılmaz, paniği çevresine hissettirmez, onu kendine çeker, stratejisi içinde eritir.
Şikâyetler, kaprisler, eleştiriler, ona çarpar, size çözüm halinde geri döner.
Fuat Tosyalı’yı neden örnek olarak veriyorum?
Artık öylesine klişe sözler arasında dolaşıp, gidiyoruz ki..
Çalışmadan, yorulmadan, kafa patlatmadan, başkaları üzerinden çözümler üretiyoruz..
Oysa fikirler önemli..
İskenderunlu işadamlarımız o yüzden çok başarılı..
Örneğin, 16 yıllık gazetecilik mesleğimde Fuat Tosyalı’dan şunları hiç işitmedim..
Ben bunu yaparım, bunu başarırım,.
Ya da, bunu yaptım, ben hallettim, sözünü ondan duymadım.
Oysa duyabileceğim başarılarını biliyorum.
Ben kurumlarda, başa geçecek kişilerin o kurumdan yetişmiş olmalarının gerekliliğini bilirim.
Ama çevremizde bu mesleki duyarlılığı zaman zaman göremiyoruz..
Asıl başarısızlığımız da bundan kaynaklanıyor..
Genç bir kadro veya kadınlarımızın ağırlıklı olarak görev yaptığı bir kurum var etmekten korkuyoruz…
Bir saat dakikliğiyle işleri çözecek insanları tecrübesiz olmalarıyla suçluyoruz..
O yüzden hep, göz önündeki insanlardan söz ediyoruz.
Onları yazıyoruz, böylece bilinenleri, görünenleri tekrarlıyoruz.
Peki İskenderun’da hangi kurum veya yerel yönetimlerin, buna siyasi arena da dahil..
Başındaki isimlerin şöyle dediğini hiç duydunuz mu?
“- Ben bugün kulisten, başarısı gözetim altında tutulan genç bir evladımızı ya da bir kadınımızı vitrine çıkardım.”
Bakın..
Etrafımızda etkin, çalışkan öylesine insanlar var ki..
Bazen görmezden geliyoruz..
Mesela İskenderun Belediyesi Su ve Kanalizasyon İşleri Müdürü Garip Sönmez..
Diyeceksiniz ki, ‘O bir memur işini yapıyor..’
Evet.. Gecenin bir vakti, patlayan boruların etrafında cirit atarken sayısız kere onu görmüşlüğüm vardır.. Ya da yağmurun altında, yanında görevli personeliyle birlikte sırılsıklam olduğu vakitleri de bilirim..
Görev aşkı denir buna..
Peki, edebiyata ve şiire olan merakını hangimiz biliriz.. Sanatçıdır benim gözümde..
Mesela, Kemal Sonay ya da Mesut Yüksekbaş.. Festival de, basmadık yer bırakmadılar İskenderun’da..
Ve daha bir çok isim..
Onlar, gizli kahraman gibidirler.. O bakımdan, bence kendilerine bir teşekkür borcumuz var.. Ve ben, her fırsatta teşekkür ediyorum, ya siz!

ADLİYE SARAYI NE OLSUN!
Bir daha Adliye Sarayı olmayacağı kesin.. Çünkü yenisi yapılıyor. Tam donanımlı ve daha modern..
Tabi bir yandan güzel şeyler olurken, diğer yandan mevcut tarihi Adliye Binası’nı en güzel ve faydalı şekliyle kulanmamak olmaz..
Bu konuda İskenderun Kaymakamı Sayın Cengiz Horozoğlu’nun yine önemli bir çalışması var.. Adliye Teşkilatı’nın yeni binasına taşınmasından sonra boşalacak tarihi binanın kullanım şeklini halkın belirlemesi açısından Kaymakamlık internet sayfasında yeni bir anket başlattı.
Çeşitli seçenekler halkın görüşüne sunuldu.
Dün, ankete bir göz attım.. Müze olsun veya Butik Otel olarak kullanılsınlar arasında kıyasıya bir rekabet var. Benim oyum, Butik Otel olsun şeklinde..
Bunu daha önce yazdım..
Haydi İskenderunlular, sizler de ankette görüşlerinizi bildirin!
Müze mi, butik otel mi?
Karar sizin!

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here