Altı kere gidip, yedi kere gelmekle övünen siyasetçiler var..
Demirel bu açıdan bir örnektir.
Evet, altı kere gidip seçimle yedi kere geri gelmek elbette bir başarıdır. Ancak, Türkiye’nin bazı temel meseleleri konusunda bu gidip gelmeler neye yaramıştır diye sorulduğunda, eskilerin sicili pek iç açıcı değildir.
Kısacası:
Seçim kazanmak yetmiyor!
Nasıl ki, alt kere gidip gelmek hüner ise, üç dönem üst üste seçim kazanmak başarı üstüdür..
Mete Aslan bu gerçeği gördü..
Yerel seçimlerde bir şeyler yapmak için, İskenderun’u değiştirip önünü açmak için talip olduğunu ispatladı.
Yoksa seçim kazanmışsın ne olacak?..
Eskilerde o kadar çok seçim kazanan oldu ki..
Ne değişti?.
Tatil sonrasının ilk yazısında Mete Aslan’ın bazı sözlerini bir kez daha anımsıyorum.
Özeleştiri demişti.
Empati demişti.
Milli değer seferberliği demişti.
Özeleştiri ve empati hepimiz için geçerli. Yanlışlar konusunda herkesin kendine dönüp nerede yanlış yaptığını düşünmesi önemli.
Böyle bir süreçte, değişik çevreler arasında diyalog kapıları açmanın, İskenderun’da istikrar açısından anlamlı olduğuna inanıyorum.
Bugün Ramazan’ın ilk günü..
Değişik ortamlarda herkesin, iktidarla muhalefetin, iş dünyasıyla sivilin birbiriyle uygarca konuşup tartışabildiği bir kentte, önyargıları kırmak ve kentin bazı hayati meselelerinde uzlaşma köprüleri örmek çok daha kolay olacaktır.
Ama eğer tersi yaşanırsa…
Eğer herkes seçimleri çantada keklik görerek bütün bu diyalog mekanizmalarını ihmal ederse..
Böylece hem kendisini, hem İskenderun’u yanlış yola sokarken, hem de her şeyin başı olan ‘siyasi istikrar‘ın başını belaya sarmış olur.
O yüzden tatil sonrası yazıya başlarken aklıma takıldı, partilerin yeni döneme ilişkin yol haritası var mı sorusu..

VİCDANLAR ÜZERİNE..

Bursa’da oğluna üç gün, üç gece sünnet töreni yapan, düğün alanına helikopterle gelen emlakçı İsmail Dengiz’in, 2007 yılında sadece bin 325 YTL vergi verdiği haberi yer alıyordu gazetelerde..
Hiç şaşırmadım..
İnanıyorum ki, sizler de şaşırmadınız..
Çünkü o şahıs ya da şu anda isimlerini bilemediğimiz yüz binlercesi vergilerini doğru dürüst ödüyor olsalardı, ülkemizin durumu da böyle olmazdı.
Dün gibi hatırlarım..
Hatay Vergi Dairesi eski Başkanlarından Yılmaz Çelik’le, GÜNEY TV.de programdayız..
Kemal Şeker de aramızdaydı..
Elinde bir dosya dolusu liste vardı..
Vergi verenlerin kazandıklarıyla, ödedikleri arasındaki keskin uçuruma vurgu yapıyordu.
Aradaki kayıt dışı oranı birlikte okuyor, uzayıp giden listede kaçırılan milyarların nasıl da buharlaştığına şahit oluyordum.
Yazık mı yazık!
Biz halen türbanı, Ergenekon’u, böylesine düğünlerde ortaya saçılan parayı konuşuyoruz.
Ve sadece dilimizi yoruyoruz.
Herkes biliyor ki..
Bunun dindarlıkla, sağcılıkla, solculukla da bir alakası yok.
Sorunu bir ahlak-ahlaksızlık meselesi olarak görmememiz yeterli..
Ne yazık ki, Türkiye’de mevcut vergi sistemi, isteyenin canı istediği kadar vergi vermesini mümkün kılıyor.
Üzerinde durmamız gereken konu, bugünkü hükümetin, bu düzeni değiştirmek isteyip istemediğidir.
Yoksa..
Yılmaz Çelik’ten sonra Yafes Pehlivan, ardından bir süre vekaleten Kemal Şeker ve son olarak Fehmi Günay görev yapmaya başladı Hatay’da..
Sonuç..
Şaşaalı düğünler ve buna ters orantılı devlete ödenen vergi sistemi sürüyor..
Ve bir haber yer alıyor yerel gazetelerin sütunlarına..
Haber İskenderun menşeli..
Bir cesed..
Kim olduğu bilinmiyor..
Belli ki, yiyecek tek bir lokma bulamayan, koca bir yaşantısını çöplerde bırakan bir insan..
Olay bir günde unutuldu..
Kimse oralı bile olmadı..
Ramazan ayındayız işte..
Kimbilir, bu durumda olan yüzlerce insan var Hatay’da..
Ve biz vergi kaçırmakla, lüks düğünler yapmayı marifet sayıyoruz.
Yok olup giden insan hayatını umursamadan..!

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here

thirteen − eleven =