“Musibet, cinayet neticesi, mükafatın mukaddimesidir.” Bediuzzaman

“Mehmet Kırkıncı Hocaefendi medresesinde kitap okurken derdest edip hapse atılır.
Medrese-i Yusufiye kabul ettiği hapishanede mahkumlara iman hakikatlerini anlatıp,
ders yaparken şu satırlar mahkumlardan birinin dikkatini çeker:
“Hakim seni hırsızlıkla suçlar, hapse atar. Halbuki sen hırsız değilsin.
Fakat kimse bilmez ki gizli bir katlin var. İşte İlahi kader seni o gizli katlin için mahkum eder, adalet eder. Hakim ise yapmadığın suçtan dolayı hapse atar, zulmeder.
Bu şekilde kader adil, kul zalim olur.”
Bu orjinal nükteyi dinlerken, herşey geliyor akla..
Hayat, film şeridi oluyor belleklerde..
Ben daha farklı düşünüyorum..
Yapılan yanlışların, duyulan öfkelerin, yüreğe işlenmiş nasırların, iyilere karşı yapılan kötülüklerin karşılıksız kalmayacağına olan inancımı hatırlıyorum..
Bugünkü konumum..
Ya da geldiğim nokta..
İnsanların var olma gücü..
Hak arayışı..
Hepsi bir yere kadar..
Yarın ne olacağımızı, başımıza neler geleceğini bilemeyiz.
Önemli olan bıraktığımız eserler..
Nasıl anıldığımızdır!
Çünkü yapılan iyilikler kalıcı..
Kötülükler ise mutlaka ceza görür..
Kaderin oyunu yoktur aslında..
Final sahneleri vardır, hüsranla ya da sevinçle biten..
İki tarafı seçmek de elimizde..
Hangi yola saparsanız sapın, ‘kader’ sadece o moda geçer, beklentilerinize yönetmenlik yapar.
Aslında ‘başımıza nelerin geleceğini’ biliyoruzdur. Ama, ‘bişey olmaz’ prensibi ve kibirlilik bir araya gelince, kaderin cilvesi ‘sanal’ start veriyor bu durumda!
Olan budur!
Cinayet işlemeniz gerekmiyor yani.. Mecazi anlamdaki cinayetler her gün işleniyor etrafımızda..
Sağımızda, solumuzda, hayatımızın her yerindeler..
İskenderun’un kaderine bakın..
Herkes bir tarafını mıncıklamış, balıklama dalıyor..
Herşey yolunda mı, değil!
Önümüz seçim..
Her kafadan bir ses var.. Hergün birileri birşeyler söylüyor.
Doğru, yanlış.. Ayırtetmek mümkün değil..
Bir de dedikodu furyası var.
Kesen..
Biçen..
Karalayan..
Yerden yere vuran..
Zannediyorlar ki, ‘hak’ yerini bulmayacak.
Göreceğiz..
Tarih sayfalarında hangisini anımsıyorsunuz, sayın lütfen!

İNANMAK!
“Bir şeyin imkansız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkansız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar” (Dr. David J. Schwartz)

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here