Bir yerel gazetemizin manşeti şöyle:
“- İSGİAD yılın adamlarını seçti.”
Önemli bir duyuruyu gündemine almış. Ödüle layık görülen isimlerin, başarılarıyla taçlandırılmış olmalarından şüphemiz yok. Bugüne dek aldıkları ödül ve plaketler gösteriyor ki, ‘iz bırakanlar’ listesinde üst sıralardalar..
Şunu deme getiriyorum..
İskenderun Genç İşadamları Derneği yöneticilerinin belirledikleri isimlerle ilgili tereddütlerimiz yok.
Ancak ödül alacakların listesi daha geniş tutulabilirdi.
Mesela, MKÜ, 2008 yılında İskenderun’da önemli adımlar attı. Teşvik olsun diye, bir akademisyenin ismi ön plana çıkarılabilirdi.
Örneğin, üniversiteyle birlikte, İskenderun’daki atıl binalara hayat veren, gayret ve girişimleri takdir gören İskenderun Kaymakamı Cengiz Horozoğlu’nun ismi listeye dahil edilebilirdi.
Dahası.. Sivil toplum kuruluşlarına ‘aktif hareketlilik’ kazandırabilmek açısından bir oda başkanı kürsüye çıkarılabilirdi.
Ve bana göre en önemlisi..
Sabah Gazetesi Yazarı Yavuz Donat’la birlikte, kamuoyuna faydalı yayınlar yapan yerel bir gazetenin yazarı veya başarılı bir gazeteci ödüle layık görülebilirdi.
Örnekler başarı kriterlerine göre sıralanabilir.
Ama ne yazık ki, yerel gazetecilere yönelik ‘ödül’ sistemini, İskenderun Gazeteciler Cemiyeti başta olmak üzere bir çok sivil toplum kuruluşları gözardı ediyor.
Ama durun bi dakka..
Doğru ya..
Gazeteciler, ‘güzel’ bir haber karşısında ‘teşekkürü’ hakketmeyen, ama ufak bir eleştiri karşısında ‘tu kaka’ ilan edilen ucuz basın sınıfına girmiyor muydu..?
İSGİAD da bu düzene uydu demek ki..
Kutluyorum kendilerini!

NE DEMEK İSTEDİ ACABA!
Yerel seçimlere hazırlanan ama partisi henüz belli olmayan bir aday adayı şöyle demiş:
“- Teminatımız yapabileceğimiz hizmetlerdir!”
Gazetecilik yaptığım 15 yıl boyunca sayısız seçimler gördüm ama, seçim propagandası kapsamında böylesine anlamsız bir cümle kullanıldığına ilk defa şahit oldum.
Oysa, şöyle bir söz duymuşsunuzdur:
“- Yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır..”
Hani ortada bir hizmet olur, yapılan bir çalışma örnek gösterilir, anlarım..
Ama daha yapılmayan, projesi bile masaya yatırılmayan, görünmeyen, koklanmayan bir ‘hayali’ sistemden söz eden bir aday adayı hangi ‘hizmetten’ söz ediyor, merak ettim doğrusu..
Teminat göstermek için ortada ‘güvence’ oluşturacak, elle dokunulur bir takım hizmetlerin garantisi gerekiyor, di mi yani?!

FUAT TOSYALI ‘GÖNÜLLERİN’ ELÇİSİ
‘Fahri’ kelime anlamı itibariyle, onursal veya gönüllü, karşılığını taşır.
Ona güç veren ‘elçilik’ sıfatı ise, yürekten inanılan değerlere sahip çıkmaktır. Mücadeleyi sınırlar ötesine taşımaktır. Kent menfaatleri için gerektiğinde savaşmaktır..
Hayırsever işadamı Fuat Tosyalı için bu tanımlamayı yapmamın bir sakıncası yoktur sanırım.. İskenderun adına bir şanstır o..
Kibardır, yiğittir, delikanlıdır, vicdan sahibidir, mantıklıdır, girişkendir..
Toroslar’ın ötesindeki sesimiz, kulağımızdır..
Oturup sohbet edilecek bir adamdır..
Sessiz, sedasız, reklamsız birçok sorunu Ankara’ya taşımış, çözümünde etkili olmuştur.
Türkiye’nin dört bir yanını gezmiş, konferanslar vermiş, bilgi birikimini ve tecrübelerini konuşturmuştur.
Amerika, İspanya, Japonya, Almanya, İngiltere ve daha sayısız birçok ülkede Türkiye’yi ve Hatay’ı tanıtmıştır.
Tosyalı’nın zerre kadar karşılık beklemeden sarfettiği, emeğin ve gayretin amacı tektir: “- Memleketim için daha ne yapabilirim?”
Elbetteki sınırların ötesini ‘gönül köprüleriyle’ yakınlaştıran böylesine bir İskenderun sevdalısına ilgi duymak kaçınılmaz oluyor.
Detaya girmeyeceğim ama..
Tosyalı için son zamanlarda yapılan ‘siyasi’ yakıştırmalardan da, güzel ve iyi sonuçlar çıkarmamız gerekiyor.
O gönüllerin vazgeçilmez adayı olsa da, Türkiye ve bölgemiz için yapılacak daha çok iş varken, onun, siyasi argümanlarla değil de, verilen mücadelenin kutsallığıyla anılması gerektiğine inanıyorum.
O bakımdan hayırsever işadamı Tosyalı’nın, her türden insanın nezdinde “emin” sıfatına sahip olmasının ne demek olduğunu fark ettirdiğini de biliyorum..
Özetle..
“- Bir insanın gerçek zenginliği, onun bu dünyada yaptığı iyiliklerdir!”
Ne güzel.. Ne hoş…

BU KATLİAMIN ADINI KOYUN!
2. Organize Sanayi Bölgesi’ndeki eylemleri anımsarsınız.
O vakitler kesilenler de okaliptüslerdi.
Ki, sadece ve sadece 10 yaşındaki bir okaliptüs ağacının ise yılda 250 ton su tükettiği bilinmektedir. Varın, 850 dönüm arazi üzerindeki okaliptüslerin yeraltından emdiği su miktarını siz düşünün.
Kaldı ki..
Küresel ısınmayla birlikte yer altı sularının bitme noktasına geldiği Amik Ovası’nın, yılda ortalama 250 ton su tüketen okaliptüs ağaçlarının tehdidi altında olduğu gerçeği ise daha tazeliğini koruyor.
Dahası.. Okaliptüs ağaçları üzerinde incelemelerde bulunan Mustafa Kemal Üniversitesi (MKÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Kılıçoğlu da, Amik Ovası’nda bulunan okaliptüs ağaçlarının sökülmesi gerektiğine işaret etmişti.
Akademisyenlerin ortaya koyduğu bilgilere rağmen, 2. OSB’de okaliptüsler üzerinden çevrecilerin ve bir kısım gazetecilerin şovları birbirini izlemişti.
Şimdi daha açık, daha seçik bir meydan okuma var..
Doğanın 40-50 yılda önümüze koyduğu nimetler hiçe sayılıyor..
Güpegündüz talan..
Neredeyse bir ömür, gözlerimizin önünden kayıp, gidiyor..
Dikkat buyurun..
Katledilen okaliptüs değil, çam ağaçları..
Sıralı şekilde ve kasıtlı kıyım var..
İlginç olansa, olay faili meçhul..
Kimseler üzerine almıyor.. Bermuda şeytan üçgenini andıran 49 dönüm arazi içerisinde olup bitenlerin tanığı yok..
Renin Tıp Merkezi için tahsil edilen alandan sözediyorum..
Bir tarafı Gelişim Hastanesi’ne bakıyor..
Diğer yanı da Tekten İnşaatı görüyor..
Konuşmalara bakılırsa, herkes birbirini suçluyor, fakat cinayeti işleyen ortada yok..
Düşünsenize.. İskenderun’un göbeğinde koca bir araziye giriyorlar.
Kamyonlar, traktörler, kepçeler ortalığı talana çevirip, katliam yapıyor.
Bir Allah’ın kulu, yetkilisi çıkıp da, “Hop birader.. Ne yapıyorsun sen.. Suç işliyorsun” demiyor, diyemiyor..
Bırakın herşeyi, gören yok gören..
Bir tek TEMA Başkanı Mehmet Mursaloğlu, ‘Bunu yapanın şerefi, vicdanı yok’ diye konuşuyor..
Bir de Çevre Koruma Derneği’nden bir eğitimci çıkıp, ‘Yazıklar olsun’ şeklinde feryat ediyor.
Unutmadan..
Çevreci Oktay Demirkan eczanesini bırakamadığından gelemedi..
Aylin Canbolat Ödemiş ise doğum izninde..
Geriye kimler mi kalıyor?
Orman İşletme Müdürlüğü uyuyor!
Kontrolörler uyuyor!
Hal böyleyken..
Katliamın gerçekleştiği olay yerinin sorumlusu Dr. Tahsin Dönmez ise şaşkın bir şekilde, “Burada bana yönelik bir komplo var. Suç duyurusunda bulunacağım” deyip, adliyenin yolunu tutuyor..
Şimdi diyeceksiniz ki, bundan sonra ne mi olacak?
Katliama uğrayan 200’ün üzerindeki çam ağacı, sobada tutuşturulacak..
Yandı bitti, kül olacak!

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here