En son Adana’daki ‘Yerel Medya Semineri’nde sohbet etmiş, ziyadesiyle bilgi ve deneyimlerinden faydalanmıştık.
Dün de, sohbeti kaldığımız yerden sürdürdük. Hazır, Basın Kartı Komisyonu İskenderun’da toplanmışken, fırsatını bulduk, GÜNEY’in Haber Merkezi’ne davet ettik.
İskenderun Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Şahmus Aslan’la birlikte geldi.
Melek gibi insan..
Soyadı gibi..
Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Sayın Salih Melek’ten sözediyorum.
Sohbetinin her cümlesinde ders niteliğinde mesajlar gizli..
Köşeye sıkıştığımız her geçen gün, aramızdan uçup giden ‘dayanışmayı’ hatırlattı.
İşittiğimiz azarların, maruz kaldığımız ayırımcılıkların, ‘soru sorma’ hakkımızın elden gitmesinin farkında olarak, ‘güçbirliği’ duygusunu aşılayıp, aramızda yaydı.
Sayın Melek’i dinlerken, ruhumun tazelendiğini hissettim.
Hep beraber birşeyler yapmamız gerektiğini farkettim.
Tahammülü olmayan, gülüp geçmeyi bilmeyen, tam aksine, mesafesiz bir temas arayan, gazeteci seçen siyasi kimlikler arasında basın mesleğinin sıkışıp kalmayacağını öğretti..
***
Gelelim bize..
Günah çıkarmanın vakti geldi..
Biz İskenderunlu gazeteciler de olayı öyle abarttık ki..
Neredeyse, her Allah’ın günü, birilerinin bize ayar vermesini bekleyerek, güne başladık.
Sayın Melek, bunları biliyor..
Bizim birşeyleri anlatmamıza gerek yok.
Türkiye’nin her yerinden benzer gazeteci feryatları yükseliyor.
Sadece kent adı değişik, tepkiler aynı..
Herkes birbirinin kuyusunu kazıyor.
Gazete çıkarmakla gazeteci olunduğunu sananlarla, bu mesleği ‘basın ahlakı’ hudutları çerçevesinde yapanlar bir tutuluyor.
Doğal olarak oto kontrol sistemi İskenderun’da zayıf işliyor.
Tüm gazeteler ortak manşetlerle ‘özel’ olmayı şiddetle reddediyor!
Ayrıcalık yok.
Fark yok..
Ama resmi ilan kapsamı açık. Günlükler daha çok olaya ‘ihale ilanları’nın getirisi ile bakıyor.
Finansal kriz bir yandan, gazetelerin ekonomik koşulları bir yandan, güya ‘tarafsız’ halleriyle gırgır geçer, avunur durur yerel gazeteci..
Halbuki, yerel gazeteciliğin ‘yaygınlaşmasına’ olanak tanıyan illerimiz var.
Kendisini yenileyen..
Her türlü dış etkene kendini hazırlayan, mücadele eden ve örgütlenen bir basın ordusu..
Bursa gibi..
Kayseri gibi..
Konya gibi..
Gaziantep gibi..
‘Gazete çıkarmak neden bu kadar kolay?’ın cevabı o illerimizdeki yeniliklerde saklı..
Adamlar çatır çatır gazete satıyor.
Esnaf okuyor, okutuyor. Adam gibi çıkan gazetelere sahip çıkıyor.
Abone oluyor ya da sabahları işe, eve gazete götürüyor..
Çünkü aradığını o gazetede buluyor, kendisini görüyor..
Bizde tam tersi.. İskenderunlu her gün mantar gibi türeyen gazetelerden rahatsız.. İyisi de aynı, kötüsü de..
Aynı isimleri haber yapar, aynı isimlerin reklamlarını alırız. Gerisi kapalı kutu, görünmezler, üç kuruş desteği de fazla görürler..
Gazetenin en kralı burada 100 abonede tıkanıyor.
Gazeteyi ‘standlara’ taşıma gibi bir lüksümüz yok.
Her vakit birbirimizle dövüşürüz..
Günü öyle kurtarır, ertesi güne bakarız..
Çünkü kolaycılık işimize geliyor. Kavga ruhumuzda var..
Bir de siyasilere ‘umud’ bağladık mı, yetiyor!
***
Dün, Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Sayın Salih Melek, gazetecilere büyük bir ders verdi.
“Hiçbir şey yapamıyorsanız, birbirinize sahip çıkın, haklarınızı gözetin” dedi.
Ey gazeteci milleti!
Bütün bunlar olup biterken biz ne yapıyoruz?
Şehmus Aslan’ı severiz, sevmeyiz.. Sayın Melek’in ta Ankara’dan teşrif edip, buyurduğu toplantıya bile gelmiyoruz.
Her geçen gün daha da köşeye sıkışıyoruz…
Lütfen artık kendimize gelelim.
Hadi bir şeyler yapalım… Ama hep beraber!

İskenderun ‘biyotek ürünlere’ hazır mı?

Birkaç ay önce, Türkiye’deki tarımsal faaliyetlerin değişimini köşeme taşımış, yabancısı olduğumuz ‘biyotik ürünlere’ kafa yormuştum.
Şöyle demiştim:
“Kamuoyunda pek bilinmeyen ve tartışılmayan genetiği değiştirilmiş organizmaların, diğer deyimle “biyotek ürünler”in ne anlam taşıdığına dikkat ettiniz mi?
Dünya nüfusunun yüzde 75’inin “biyotek” eken ve ithalatını onaylayan ülkelerde yaşadığı göz önüne alınırsa, demek ki artık çoğumuz bu tür ürünlerle besleniyoruz.
Hoşlanın, hoşlanmayın gerçek bu.
Sadece 2007 yılında bu ürünlerde artış yüzde 12 civarında.
Şimdi sıkı durun.. Bir milyara yakın insanın da bu ürünler sayesinde açlıktan ölmediğini biliyor musunuz?
2050 yılında dünya nüfusu 9 milyara ulaştığında ürün ikiye katlanmak zorunda.
Nasıl olacak bu?
“Biyotek” tohumlar sayesinde.
Peki, Hatay buna hazır mı?!”
***
İtiraf etmeliyim ki, ben bu satırları daha kaleme alırken, bu konuya duyarsız kalınacağına ihtimal veriyordum..
Dün, İskenderun’da biyotik ürünlerle ilgili bir konferans vardı.
Umutlandım..
İskenderun Çevre Koruma Derneği’nin tertiplediği ve İskenderun Kaymakamlığı’nın destek verdiği bir çalışma.. Genetiği değiştirilmiş organizmaların, Türkiye’ye ve bölgeye katkısı tartışmaya açıldı.
Yerinde ve yararlı bir toplantı..
Türkiye’de hızla artan nüfus, biyotik ürünlerin beslenme kültürümüze olan yaklaşımını mecbur kılıyor.
Bu kaçınılmaz.
Bakalım, İskenderun da ‘biyotek ürün’ kavramı hafızalara yerleşecek mi?
Biliyoruz ki..
Gıdadaki alarm verici durum, dünyada ve Türkiye’de herkesin dilinde.
Bir yanda fiyatlar artıyor, diğer yanda üretimde düşüşler yaşanıyor.
– İnsanlığı tehdit eden açlık yoksa kapıda mı?
Ya da şöyle soralım:
– İskenderun, yüzbinlerce insanı nasıl doyuracak?

SERVET VE FAKİRLİK
Meşhur bir filozofa “Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz?” diye sorulduğunda, “Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan” der.

BATILILAR..
Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil,
Bizim elimizde topraklarımız vardı.
Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler.
Gözümüzü açtığımızda ise;
Bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.
Kenu Kenyattu
(Kenya Kurucu Devlet Başkanı)

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here

sixteen − 5 =