İskenderun Körfezi, enerji bölgesi oldu, gitti..
Bunun dönüşü yok gibi.. Endişemiz şu ki, kullanılacak olan santralin ve enerjinin, insan sağlığına verebileceği olası tahribatın etkileri..
Erzin ve Dörtyol, yoğunluk açısından termik santrallerin en çok tartışıldığı ilçeler..
Bir de, İskenderun OSB’de kurulacak olan santral var..
Tepkiler tavan yapmış durumda..
Hazır, CHP Hatay Milletvekili Abdulaziz Yazar’ın, Enerji Bakanlığı’na sunduğu soru önergesi varken, konuyu tekrar gündeme taşımak istedim..
Milletvekili Abdulaziz Yazar soruyor:
– Hatay’da yapılması planlanan termik santral var mı? Bunların sayısı kaçtır?
– Seçilen yerlerin tarım, hayvancılık, sulama alanları gibi yerlere yakınlığı ve buralara olası etkileri araştırılmış mıdır?
– Bölge halkının sağlığı açısından doğabilecek olumsuz etkileri konusunda çalışmalar var mıdır?
Vesaire..
Termik santraller konusunda sayısız yazılar yazdım.. Kanımca, Aziz Yazar’ın sorduğu tüm soruların cevabını, bu yörenin insanları olduğumuzdan biliyoruz..
Ama bu kez, enerji üzerinden sağlanan ‘pay’lara değinmek istiyorum..
İskenderun ve çevresinde, STK’ların uzun yıllar, çevreye duyarlılığı beni etkilemişti.
Öyle ki, Belen’de yetkililerin “Rüzgar Santrali Yapılırken Kuşların Göç Yolunu İnceledik” sözlerini hep anımsıyorum..
Keza, Samandağ yöresi de doğayı korumayı amaçlayan bir yaklaşım sergiliyor..
Ama diğer yandan da rüzgar gülleri monte ediliyor..
Belen ve Samandağ, doğru da birleşti..
Ama görüyoruz ki, ithal enerjideki kaybımız halen büyük..
O halde bişeyler yapılması gerektiği fikrini de benimsemeliyiz..
İşte bu noktada aklıma belediyelere düşen ‘pay’ meselesi geldi..
Hatırlayın..
Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu, İkizdere Belediyesi\’nin santral gelirinin yüzde 2\’sinin kamu yararına kullanılması talebine önce “evet” demiş ama sonradan vazgeçmişti..
İşte bu nokta çok önemli.
Yerel yönetimlere düşen bir pay var ise, çevrecilik tanımı ne kadar masum görülebilir ki?
İnternetten araştırdım.. Bu konuda şöyle bir görüş yaygın:
“- Enerji Sektörü başıboşluğa, tanımlanmamış sınırlara, kişisel, kurumsal tercihlere bırakılamaz. İki kurum veya kişi arasındaki sözlü ya da yazılı anlaşmalar hızla sistemi yozlaşmaya, suistimale iter.”
Satırarasına düşen notlar ilgi çekici.. Şöyle ki:
“Bir şirketin verdiği diğerine emsal yapılmaya, verilmeyen miktar tehdit unsuru olmaya  başlar. Bir sonraki adımda çevre mi yoksa alınan paylar mı?  Ne kadar pay, o kadar çevre tartışması başlar.”
Bu cümleden şöyle bir anlam çıkarmak mümkün:
“- Bir anda, sivil toplum kuruluşları da ‘gözünü para hırsı bürümüş!\’ şirketlerle aynı safta ‘gözünü pay hırsı bürümüş\’ konumuna itilirler. Sivil toplum kuruluşları birbirlerini suçlamaya başlar.”
Bu düz mantıktan yola çıkarak, gözümüz ister istemez Erzin’deki ‘enerji’ yatırımlarına kayıyor..
Olur ya.. Bugün eğer, İkizdere Belediyesi gibi, birçok belediye ‘santraller’ konusunda benzer şekliyle talep edeceği yüzde 2\’lik payın yasal bir çerçevesi olacak mı?
Bilemiyorum.. Erzin veya Dörtyol’daki enerji yatırımlarında nasıl bir süreç işlendiğini halen hiçbirimiz bilmiyoruz.. Biliyor olsaydık, Milletvekili Aziz Yazar, Enerji Bakanlığı’na soru önergesi sunar mıydı?
Ama yine de, bana sorarsanız..
Devletin koyduğu sınırlar, yasal yapı olmadan olmaz. Enerji yatırımcılarıyla sivil toplum örgütlerinin karşı karşıya gelmeleri elbette doğal.
TEMA Doğa Derneği, İskenderun ve Erzin Çevre Koruma Derneği gibi STK\’ların  enerji yatırımlarını yakından izlemeleri, uyarıları hepimiz için hayırlı.
Enerji sektörü çevrecilerle barışabilir mi?
Bence devlet; çevreci politikaları, STK’lara benimsetene kadar, bu endişeler güncelliğini korur..
Fakat diğer taraftan da, ithal enerji açığını gördükçe olan yine sade vatandaşa oluyor diye düşünüyorum..
Asıl gerçek de bu değil mi?

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here

18 + 20 =