MHP İskenderun İlçe Başkanı İbrahim Gül, kamuoyu ile terörle başlıca mücadeleyi ve önerileri paylaştı:
Türkiye, PKK’yı Kuzey Irak’tan tasfiye etmek zorundadır

MHP İskenderun İlçe Başkanı İbrahim Gül yayınladığı yazılı açıklamada, “Son haftalar içerisinde çok sayıda askerimizin ve polisimizin şahadeti ve yaralanmasına neden olan kanlı terör eylemlerini şiddetle ve nefretle kınıyorum” diyerek, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin terörle mücadele hususundaki görüşlerini paylaştı..
Türkiye’nin, bugün milli varlığını hedef alan alçak bir suikastla karşı karşıya olduğunu belirten Gül açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
“Terörle mücadelede en temel hata, konunun küresel stratejik arka planının okunamaması nedeniyle günlük tedbir aranarak bugünlere gelinmiş bulunulmasıdır. Bunun yanı sıra terörizme zemin ve destek sağlayacak siyasallaşma sürecinin açılmış olması, etnik tahriklerin artması ile terör toplumsal taban oluşturmuş; terörle ilave imtiyazlar ve sözde haklar kopartacağına dair taraftarlarında cüret uyandırmıştır. Türkiye’yi bölmeyi ve çok kimlikli ve milletli yeni bir ortaklık devletine dönüştürmeyi amaçlayan planlar, özgürleştirme projeleri olarak artık Meclis çatısı altında da savunulmaktadır.
Son yıllarda, terörle mücadelenin gerektirdiği siyasi kararlılık ve tutarlılığın görülemeyişi, dış baskı ve dayatmalara açık bir yöntemin benimsenmesi, terörün bir hak arama vasıtası zannedilip etnisiteye dayalı bir kışkırtma siyasetinin izlenmesi ile terörün yeniden azmasına siyasi iradenin temel teşhis ve yöntem hataları neden olmuştur.
Verilen tavizlerle ve yürütülmek istenen baştan sona hatalı projelerle beraber silahla sonuç alacağına dair umutlarını tazeleyen terör örgütü bir yandan eylemlerini tırmandırmış, diğer yandan ise bölücülük hükümet eliyle yıllardır yapamadığı bir tanıma kavuşarak etnik bir yapı kazanma yolunda mesafe almıştır.
Bu durum ise kamuoyunda PKK terörünün bir etnik sorunun çözüm yolu arayışı olarak algılanmaya başlanmasına neden olmuştur.
Karşımızdaki sürecin nereye yöneldiğinin, nasıl sonuçlanacağının, gelişmelerin istikametinin ne olacağının doğru yorumu şüphesiz ki çok önem kazanmıştır.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin yıllardır ısrarla ve önemle uyarılarına rağmen gelinen bu aşamada bölücü terörü önleme konusunda kamuoyu ile paylaşacağı başlıca mücadele yaklaşımı ve önerileri şunlardır.. Terörle mücadele ile bölücülükle mücadele bir bütün olarak ele alınmak ve sorun birbirine geçmiş bu iki alanın tamamını kapsayacak “bölücü terörle mücadele stratejik tedbirler planının” hazırlanması ve uygulamaya konulması ile mümkün olacaktır. Bu plan, konuya ilişkin görev almış bütün kurum ve kuruluşların yaklaşık yirmibeş yıldır elde ettikleri bilgi, birikim ve tecrübelerin, yapılan hataların ve kalıcı çözüm yollarının tartışılması ile ortaya çıkmalıdır.
Bu stratejik plan geliştirilirken,
Cumhuriyetimizin temel ilkelerini ve yapısını; Türk milletinin birliğini sağlamayı hedeflemiş,
Geçmiş yıllarda yapılan yanlışlar nedeniyle dış dünyanın bize dayattığı sözde tedbirlerden mutlaka arındırılmış,
Küresel projelerden ayıklanmış, Türk milletinin rızasına ve değerlerine uygun,
Bin yıllık kardeşliğimizi artıran, milli kimlik, milli devlet ve milli dili esas alan,
Farklılığı kışkırtan değil, birleşmeyi teşvik eden; ayrışmayı kutsayan değil, buluşmayı sağlayan, bölücülüğün ve terörün geldiği kritik seviye ve son yıllarda aldığı mesafeden bağımsız, günü kurtarmaya değil kesin sonuç almaya yönelik bir yaklaşım içinde olunmalıdır.
Bu planı uygulayacak olan hükümettir.

Türkiye’nin milli birliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik bölücü teröre karşı hem tüm ülke sathında hem de sınır ötesinde etkili ve amansız bir mücadele verilmesi için hükümet tam bir siyasi irade ve kararlılık ortaya koymalıdır.
Türkiye’nin komşularını da kapsayacak hiçbir bölgesel ve küresel kaygı ve proje Türk Milletinin güvenliği ve huzuru ile birliğinden önce ve öncelikli değildir ve asla olmamalıdır.
Konu küresel stratejik çerçevede incelenmeli ve geçmişte angaje olunan ve meşru kabul edilen yabancı başkentlerin tesir ve telkinlerden arınarak yalnızca “Başkent Ankara vizyonu”yla ele alınmalıdır.
Terör örgütünün arkasındaki bütün yabancı güçler ve ülkelerle terörün bağı ve bağlantısı mutlaka belgeleriyle ortaya konulmalı ve ülkemizin bu devletlerle, bu devletlerin de terör örgütü ile bağlarının kesilmesi için uluslar arası sonuç alıcı girişimler acilen başlatılmalıdır.
Soruna müdahil ülkelerin Türkiye’den doğan ve Türkiye ile işbirliği sonucu oluşmuş menfaatleri gözden geçirilmeli, yaptırım enstrümanı olarak değerlendirilmelidir.
Türkiye bugüne kadar her seviyede olmak üzere yapay görüşme ve ilişki sürecinde yeterince vakit kaybetmiştir. Bu aşamadan sonra, yalnızca maksada yönelik müzakere ve görüşmeler ile mutlaka sonuç alacak tekliflere açık olunmalı, süreci oyalayacak veya geriye götürecek taktik ziyaretler reddedilmelidir.
Artık beklemeye tahammülü olmayan bu durumun oluşturduğu çok boyutlu güvenlik tehdidi karşısında Türkiye, somut ve inandırıcı bir askeri güçle desteklenen kapsamlı bir “caydırıcılık siyaseti “ geliştirmeli ve bunu kararlılıkla uygulamaya koymalıdır.
Bu fiili tehdit ve saldırılar karşısında, Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru savunma hakkı bütün unsurlarıyla doğmuş, bu hakkın kullanılmasının şartları bütünüyle oluşmuştur.
Türkiye terör saldırılarına karşı etkili müdahalede bulunmak ve PKK’yı Kuzey Irak’tan tasfiye etmek zorundadır. Bu maksada ulaşmak için terörü himaye eden Peşmerge gruplarına yaptıkları düşmanca hareketin “savaş sebebi” olduğu Irak yönetimine bir ültimatomla bildirilmelidir.
Irak’ın kuzeyindeki grupların reisleri kendilerine meşruiyet kazandırma ve muhatap bulma peşindedir. Özellikle diplomatik alan başta olmak üzere, Kuzey Irak’lı grupların sözcüsü veya temsilcisi sıfatını taşıyan şahıslar ile resmi düzeyde, Irak Devleti adına bile olsa ilişki kurulmayacağı ve muhatap alınmayacağı açıklanmalıdır.
Irak’ın Kuzeyi’ni bugün fiilen kontrolünde bulunduran Amerika Birleşik Devletleri ile Irak devletine teröre göz yummaya devam etmeleri halinde caydırıcı ve zorlayıcı tedbirlerin alınacağı ve askeri müdahalenin gerçekleşeceği son kez ihtar edilmelidir.
Peşmerge grupları çok açık ve kesin bir dille uyarılmalı ve terör kartını Türkiye’ye karşı bir tehdit silahı olarak kullanmalarının karşılıksız kalmayacağı açıkça ortaya konulmalıdır.
ABD’nin PKK’nın tasfiyesi için sürdürdüğü hareketsizlik ve oyalama politikaların devamı halinde kendisi için ortaya çıkacak sonuçlar ve göze alınacak gelişmeler bütün ayrıntılarıyla muhataplarına açıklanmalıdır.
Bu kapsamda olmak üzere, ABD’nin göstereceği olumlu ve somut tepkiler alınıncaya kadar İncirlik üssünün faaliyetlerine son verilmelidir.
Irak’taki Kürt siyasi yapılanmasının bağımsız devlete dönüşmesi halinin asla kabul edilemeyeceği ilan edilmeli, Türkiye’nin ve bölge ülkelerin buna seyirci kalmalarının beklenemeyeceği açıkça anlatılmalıdır.
İran ve Suriye başta olmak üzere komşu bölge ülkeleriyle ciddi bir istişare süreci başlatılmalı, alınabilecek siyasi ve ekonomik tedbirler ve uygulanacak yaptırımlar belirlenerek ilan edilmelidir.
Türkmenlere karşı girişilecek herhangi bir saldırı veya baskı hareketinin askeri güç kullanmak dâhil Türkiye’ye her tedbiri alma hakkını doğuracak bir husumet ilanı olarak görüleceği açıklanmalıdır. Bugün bu Anayasal tanımın içindeki bütün şartları barındıran bölücülük ve terör dalgasının önlenmesi, çok yönlü ve eş zamanlı terörle ve bölücülükle mücadele stratejisinin başarıyla uygulanması, terörün daha fazla can kaybına neden olmaması ve siyasal bağının kesilmesi, milletimizin huzur ve emniyetinin sağlaması maksadıyla hükümet, olağanüstü hal uygulaması için gerekli karar almalı ve Meclis’e sunmalıdır.
Türkiye, kapsamlı ve etkili askeri bir harekat seçeneğinden önce son bir ikaz olması açısından yaptırım gücü olan şu imkânları, gelişmelerin seyrine göre uygulamaya sokacağını ilan etmeli ve bazılarını bugünden hayata geçirmelidir.
Terör saldırılarının merkez üssü olan Kuzey Irak’a karşı Türkiye’nin elindeki imkânlar şunlardır: Habur sınır kapısının kapatılması, Kerkük petrollerinin dış piyasalara ulaştırılması için kapasitesi ve konumu bakımından yegâne etkili ve güvenilebilir imkân olan Kerkük-Yumurtalık boru hattının devre dışı bırakılması.
Kuzey Irak’a yapılan lojistik desteğin, gıda ve diğer malzeme akışının, müteahhitlik hizmetleri ve ticaretin, elektrik ve benzin ikmalinin durdurulması.
Bölgede petrol arama işleri dâhil her alanda faaliyet gösteren Türk şirketleri ve girişimcilerinin bölgeden çekilmesi.
Kuzey Irak’ta faaliyet gösterecek yabancı şirketlerin Türkiye üzerinden malzeme ve teçhizat ikmaline izin verilmemesi.
Türkiye’de faaliyet gösteren Kuzey Irak’lılara ait işletmelerin faaliyetlerinin men edilmesi,
Irak’ın diğer bölgeleriyle yapılacak ticaret için, başta Suriye ve İran olmak üzere, mücavir ülkelerden geçecek yeni güzergâhlar belirlenmesi ve Kuzey Irak’ın devreden çıkartılması.
Türk hava sahası üzerinden yapılan Kuzey Irak bağlantılı uçuşların durdurulması.
Türkiye’nin Irak’ın Kuzeyindeki terör kamplarına kalıcı, köklü ve kesin sonuç alıcı bir askeri harekât için gereğinden fazla oyalanmış, artık kendi askeri, siyasi, toplumsal ve beşeri gücünü kullanmaktan başka seçeneği kalmamıştır.
Tedbirlerin, muhataplarında çok kısa sürede karşılık bulamayacağının anlaşılması halinde Türk Silahlı Kuvvetleri bütün imkan ve kabiliyetlerini kullanarak Irak’ın kuzeyinde yuvalanmış terör merkezlerine ve teröristlere karşı kesin, kalıcı ve etkili bir imha harekatını başlatmalıdır.
Bu kapsamda;
Teröristlerin Türkiye’ye sızma, geçici konaklama ve ikmal yolu olarak kullandıkları sınıra yakın bölgelere yönelik tam bir temizlik yapılmalıdır.
Ülkemize yönelik terörün bugünkü merkezi Irak topraklarında bulunan terör kampları ve özellikle Kandil Dağı bölgesinin imhası ve akabinde yeniden bağ ve bağlantısının oluşmaması için ülkemizden izole edilmesi şarttır.
Irak’ın kuzeyinden Türkiye’ye sızmaların mutlaka önüne geçilmek üzere komşu ülke coğrafyasında bulunan ve önleyici tedbirler için Irak’ın kuzeyinden fiziken uygun arazilerden başlatılmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından “Güvenlik Bölgesi” oluşturulmalıdır.
Bugün Türkiye’nin karşısına çıkartılan güvenlik ve bölücülük sorunu, özü itibariyle bir demokratik hak talebi, bireysel özgürlük, çoğulcu demokrasi ve siyasal katılım sorunu değildir. Sorun, etnik bölünmeyi amaçlayan silahlı terör sorunudur. Türkiye’de farklı kökene mensup vatandaşlarımızın tümünü kapsayan bir sorun değil, tahrik ve terörün beslediği bir siyasi ayrılıkçılık sorunudur.
Bölücü terörün beslendiği siyasal zeminin kaynağı Türkiye içindeki ihanet odaklarıdır. Ancak bölücü fikirler ayrılıkçı terör destekçilerinden daha geniş bir alana yayılmış, hükümetin farklılıkları kaşıyan politikaları bölücülüğün hoş görüleceği ve yeşereceği toplumsal iklim oluşturmuştur.
Hükümet Türk milletini alt kimliklere dönüştürecek, milletleşmeyi geriye döndürecek, milli kimliği zayıflatacak, milli birliği parçalayacak ve bölücü emellerin siyaseten önünü açacak olan “açılım” denen “yıkım” projesinden derhal vaz geçmeli ve hata yaptığını açıklamalıdır.
Terörle mücadele “güvenlik-özgürlük dengesi” içine sıkıştırılacak bir konu değildir. Bedeli can kaybıdır. Sarsılan kardeşliktir.
Devleti ve milleti bölmek gibi bir özgürlük ve demokrasi alanı olamayacağından hareketle bu arayışları özgür düşünce olarak yorumlayacağımız anlamsız iyimserlikten ve gafletten dönülmelidir. Anayasaya yedirilmek, topluma hazmettirilmek istenen bölücü girişimler bir an önce durdurulmalıdır.
Terörle mücadelede binlerce şehitle geçen yılların kahramanlıklarının eleştirisi terk edilmeli, “geçmişte yapılan hataları yok saymak yanlış” denilerek terörün ve bölücülüğün gönlünü hoş tutacak söylemlerden uzak durulmalıdır.
Oluşturulan psikolojik ortamla kamuoyunun tepkisiz, devletin atalete sürüklenmesine yönelik oyunlar ve politikalar durdurulmalı, bölücülüğe karşı mücadelede yasal tedbirlerle birlikte adli, idari ve güvenlik mekanizmaları cesaretlendirilmelidir.
Terörle mücadele, bölücülükle mücadelenin yalnızca güvenlik ve kriminal boyutunu içermektedir. Bölücülükle kapsamlı mücadele için,
Yörenin ekonomik kalkınmasına yönelik tedbirler planlanmalı ve uygulamaya konulmalıdır.
İç göç, yoksulluk, yolsuzluk, milli ve manevi iklimi ve dengeyi bozan, aile yapısını deforme eden sosyal, siyasal ve kültürel gelişmelerle ilgili tedbirler geliştirilmelidir.
Asayişsizliği ve terörü besleyen ekonomik, sosyal ve diğer etkenler üzerinde araştırmalar yapılarak terörün ve asayiş olaylarının gerçekleşmeden önlenmesi sağlanmalıdır.
Terörü besleyen kaynakların kurutularak, buna müsait bir ortam hazırlayan sosyo-ekonomik sorun ve sıkıntıların birinci öncelikli konu olarak köklü ve kalıcı çözümlere kavuşturulmalıdır.
GAP projesi biran önce bitirilmeli, kanlı terörün yuvalandığı bölgelerde devlet otoritesinin tesisi için terör örgütünün ve sivil maşası olan mahalli yapıların vatandaşlarımız üzerindeki etki, tehdit ve baskıları mutlaka kırılmalıdır.
Terörün uluslararası boyutu itibariyle siyasi, lojistik ve finans desteklerine karşı etkili tedbirler alınmalıdır.
Sonuç olarak;
Türkiye’nin milli birliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik bölücü teröre karşı hem tüm ülke sathında hem de sınır ötesinde etkili ve amansız bir mücadele verilmesi için AKP hükümeti siyasi irade ve kararlılığını somut olarak ortaya koymalıdır
Türkiye üzerinde oynanmak istenen bu melun oyunun boşa çıkarılması ancak Türk milletinin topyekün gayretiyle mümkün olacaktır. Türkiye bir uçurumun kenarına sürüklenmektedir. Bunun sonu felakettir ve dönüşü de yoktur. Bu bakımdan bu kader anında herkes aklını başına toplamalı ve Türkiye’nin geleceğine sahip çıkmalıdır.
Şayet çare arayışında ısrar edilecekse, küresel dayatmalara karşı aranacak “fırsat ve çözümler” Erbil’de, Washington’da, Brüksel’de ve Erivan’da değil, aziz Atatürk’ün bundan doksan yıl önce gösterdiği yüksek uyanıklığın, stratejik hamlenin, derin şuurun, milli heyecanın ve ileri görüşün eseri olan Başkent Ankara merkezli milli ve üniter devletin yol haritasında aranmalıdır.”

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 + 20 =