Hep aynı şeyler, Allah aşkına bu ülkede ne zaman güzel günler göreceğiz?
Her güne ekonominin allak bullak olduğu haberleriyle uyanmaktan, rejimin tehlikede olduğu iddialarının yarattığı moral bozukluğuyla yaşamaktan bıktım usandım.
Üç çocuk doğurmanın teşvik edildiği bir ülkede hala çocukların aç, sefil yaşadıklarını görmek istemiyorum artık.
Yargıyı yargılayan ve ona gölge düşürmek isteyenlerle,  siyaseti beceremeyenlerle, yolsuzlukla yolunu bulanlarla aynı ülkede yaşamak istemiyorum.
Terör belasından kurtulmak, güvende olduğumuzu hissederek gönül rahatlığıyla uyumak, anaların acı feryadını duymak istemiyorum.
Benim çocukluğum 12 Eylül dönemine denk geldi. İlkokul birinci sınıfa başlarken okul sevincimiz,  12 Eylül darbesiyle gölgelendi. Yani anlayacağınız ilk darbeyi daha çocukken vurdular bize. Çocukluğumuzu elimizden aldılar. Hep dışarı çıkmaktan korktuk. Yakan top, saklambaç oyunlarını doyasıya oynayamadık. Çünkü dışarıda oynamamız pek güvenli değildi. Hava kararmadan eve girmek zorundaydık. Evimizin bahçesinde oynarken bile hep kör bir kurşuna hedef olmaktan korktuk. Evimizin penceresinden giren kurşunun sesi kulaklarımdan gitmiyor. Hele sokakta koşarken arkasından bir kurşunla vurulup yere serilen gencin hali gözümün önünden hiç gitmiyor.
Niçin savaşılıyordu ki? Ölenler ya da öldürenler kimler, hangi taraftakiler haklı çıktı ki?
O yıllarda yalnız biz çocuklar değil, genci yaşlısı herkes korkmuştu. Ama biz çocuklar, sadece korkmakla kalmadık, ödümüz de kopmuştu. Bu korkuyu çocuk yüreğimize sokmaya ve bizi bir ömür korkuyla yaşamaya mahkum etmeye kimin hakkı vardı?
Bugünkü durum da 12 Eylül döneminden pek farklı sayılmaz.
Yine korkular devrede!
Şimdi de; ekonomi battı, rejim tehlikeye girdi, , terör saldırıları arttı, parti kapatıldı ekonomi iflas etti vay halimize diye korkutulmuyor muyuz? İçki masalarında efkarlanıp, “Ne olacak bu ülkenin hali?” demiyor muyuz yine.
İnsanlar bugün sağcı-solcu diye birbirlerine saldırmıyor belki ama, bu defa dini duyguları, milliyetçilik duyguları kışkırtıldığı ve oyuna geldikleri için saldırıyorlar birbirlerine.
Sebebi ne olursa olsun şiddet olayları yine artmadı mı? İnsanlar birbirlerine tahammülsüz, hoşgörüsüz değil mi yine? Teknoloji gelişti ama mertlik bozuldu. Her anlamda ahlaksızlık kol geziyor.
İnsanların saçına başına, içkisine takmışlar. Hala laiklikle zoru olanlar var, sindiremediler bir türlü. Bugün de vatan, millet, din edebiyatı yapıp, kendi çıkarlarını ülkenin çıkarları üstünde görenler yok mu?
Bu ülkede iyi şeyler olmayacak mı Allah aşkına? Çocuklar gönüllerince çocukluklarını  yaşayamayacaklar mı?
Yeter Allah aşkına!!!
Tanrı’yla aramıza kimse girmesin artık. Bizi mümkünse onunla baş başa bıraksınlar!
İktidara gelenler, birilerinin hazineden hortumladığı paranın yerine bizim cebimizden fazlasıyla aldıkları vergileri koymaktan vazgeçip, hortumcuların hortumunu kesmenin yolunu bulsunlar. Bu ülkenin insanlarına  sosyal güvenceleri çok görmesinler. Biri yer biri bakar kıyamet bundan kopar, demiş atalarımız. Hazineyi kimseye hortumlatmazsanız eğer, kıyamet kopmaz, her şey düzelir.
Ben artık huzurlu yaşamak istiyorum. Huzurdan kasdım, sadece benim yaşantımın iyi olması değil, ülkemde yaşayan herkesin iyi olmasıdır. Başkaları acı çekerken benim iyi olmam düşünülemez.
Çocukluğumdan beri bu ülkenin sorunları hiç bitmedi. Böyle giderse bitecek gibi de görünmüyor.
Her gün meclis kürsüsünden çıkıp halka nutuk atanlar, kendi çocuklarına nasıl güzel bir yaşam sundularsa ve onları maddi manevi her anlamda sevindirmeyi nasıl başarabiliyorlarsa vekilliğini yaptıkları halka da güzel bir yaşam sunmak zorundalar. Vatandaşın refah içinde yaşamasını sağlamak onların görevi değil mi zaten?
Ben Polyannacılık yapmak istemiyorum. Ben gerçekten mutlu olmak istiyorum.
İçimizdeki çocuğa darbe indirdiler ama, o çocuk ölmedi.
İçimizdeki çocuğu öldürmesinler!!!

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here