‘ASKIDA KAHVE’
İnternette kime ait olduğunu bilmediğim, yazanın İtalya’da geçen anısını anlatan bir yazı okudum. Onbir ayın sultanı Ramazan ayının gelmesiyle birlikte insanlarımızın aklına gelen yardım etme olgusunun nasıl işlemesi gerektiği konusunda bu yazı bana güzel bir fikir verdi. Siz okuyucularımla da paylaşmak istedim. Herkesin benimle aynı fikri paylaşmasını beklemiyorum ama, belki bu yazımı okuyan birkaç kişi, okuduklarından alacağı ilhamla bir şeyleri değiştirebilir diye düşündüm.
Yazarı meçhul olan yazıyı aktarıyorum:

* * *
‘Askıda Kahve’
İtalya’da Venedik’in kenar mahallelerinden birinde, bir Cafe-Bar’da kahve içiyorduk. İçeri giren müşterilerden biri, barmene “İki kahve, biri askıda” dedi, iki kahve parası verdi, bir kahve içip gitti. Barmen de duvarda asılı duran çiviye küçük bir kağıt astı.
Biraz sonra içeri iki kişi girdi. Onlar da “Üç kahve, biri askıda” dediler. Üç kahve parası verdiler ve iki kahve içtikten sonra gittiler. Barmen askıya yine küçük bir kağıt astı.
Bunun gün boyu böyle sürdüğü anlaşılıyordu.
Bir süre sonra Cafe’ye üstü başı biraz eski-püskü, belli ki yoksul bir kişi girdi ve barmene “Askıdan bir kahve” dedi. Barmen hemen bir kahve hazırladı ve müşterinin önüne koydu. Yoksul kişi kahvesini içtikten sonra para ödemeden çıkıp gitti.  Barmen ise askıya taktığı kağıtlardan  birini koparıp çöp kutusuna attı.
Bu gözlemimizin sonunda gözlerimizi yaşartan, fakat kesinlikle örnek almamız gereken bir “İtalyan toplumsal terbiyesi” öğrendik. Yardım etmek için insanların gereksinimlerini belirlerken, yalnızca yaşamsal gereksinimlerle sınırlı kalmak zorunda değiliz.  Bir Venedikli için, yaşamsal olmasa da kahve, günlük yaşamda önemli bir yer tutmaktadır. Kahve içebilecek kadar parası olmayan kişilere yardım edebilecek düzeydeki kişiler, kendileri bir kahve parası daha ödüyorlar.  Yardım ettiği kişiyi görmedikleri için bu kişiler daha mutlu oluyorlar. Kimden geldiğini bilmedikleri bu ikramı kabul eden kişiler ise huzurlu oluyor.
Yardım eden ile alan arasında bu Cafe-Bar’daki barmen gibi, köprü görevi yapan kişilerin ise güleryüzlü ve sevgi dolu olmaları gerekiyor. İçeri giren yoksul bir kişinin “Bana askıda kahve var mı?” diye sormak zorunda bırakılmaksızın, askıda kahve olduğunu belirten kağıt parçalarının kolaylıkla görünebilecek bir yere asılması bu olgunun çok zarif bir şekilde, insanları incitmeden yerine getirilmesini sağlar.
* * *
İnternette okuduğum bu yazının verdiği çok ince bir mesaj var. Bir İtalyan toplumunun yardım etme şekline bakın bir de bizim toplumumuzun yardım etme şekline… Psikolog Acar Baltaş’ın bir sözü vardır: ‘Ne’ söylediğinizden çok ‘nasıl’ söylediğinizdir. İlişkileriniz istediğiniz yönde gitmiyorsa, ifadenizi ya da beden dilinizi kontrol edin.
Yardımın edilmesinden çok, nasıl yapıldığı önemlidir bence.
Evet, bizler yardımsever bir toplumuz. Ama yardım ederken, nasıl yapmamız gerektiğini,  yardım alanın ruh halini, onurunu çoğu zaman düşünmüyoruz.
Bir İtalyan toplumsal terbiyesi olan bu askıdaki ikramları bizler de kendi kültürümüze uyarlayarak yapamaz mıyız? Biz Türkler de askıya bir şeyler asamaz mıyız?
Bir ekmek fırının da ya da bir marketin camında “Askıda Ekmek!”diye bir yazı görsek gözümüze hoş gelmez mi?
Yoksul insanların çocuklarını sevindirmek için onlara “Askıda Dondurma” ya da “Askıda Pasta” ikram edemez miyiz?
İnsanların yoksulluğunu yüzlerini vururcasına sadaka dağıtmaktansa, böyle bir uygulamayla insanların eziklik duymadan, incinmeden yardım almalarını sağlamak daha şık olmaz mı?
Ramazan ayının gelmesiyle birlikte yoksul insanlara yapılan yardımlar da çoğalmakta. Yardıma muhtaç olan insanlara yardım eli uzatmak kadar güzel bir şey yoktur. Bu hem insani bir davranıştır hem de dinen yapılması gereken bir görevdir. Ancak bu yardımlar gösteriş olsun diye yapılmamalı, hele hele insanları bir meydanda toplayıp yardım paketlerini fırlatarak onları rencide edecek, aşağılayacak şekilde hiç yapılmamalı.
Birkaç gün önce internette okuduğum bir haber beni çileden çıkardı. Haberde; Şanlıurfa’da yoksul insanlara et dağıtılırken yaşanan izdiham ve insanların düşürüldüğü acı durum teessüfle anlatılmış. Bu haberi okuduğumda, insanlığımdan utandım.
Yılda bir kez, sadece Ramazan ayı geldiğinde hatırlanan yardıma muhtaç insanları;  affınıza sığınarak yazıyorum hayvanlara yem atar gibi gıda paketlerini atarak yardım almaya zorlamaya hiç kimsenin hakkı yok diye düşünüyorum.
Haksızlık etmeyeyim; sadece Ramazan ayıyla sınırlı kalmaksızın yılda birkaç kez sessiz sedasız, insanları incitmeden, bunun reklamını yapmadan ve insanların evlerine kadar giderek yardım dağıtan hayırsever vatandaşlarımız da vardır. Onları tenzih ediyor ve kutluyorum. Ancak yoksul insanların gururuyla oynayıp, onları aşağılayan davranışlarla yardımda bulunmak, bana göre gerek dinen gerekse ahlaken kabul edilebilir bir davranış değildir. Basında okuduğum haberlere göre ülkemizde 20 milyona yakın yoksul insan bulunuyor. Bu insanlara yılda bir kez gıda paketi dağıtmak da çözüm değildir. Bu insanlara balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek lazım. Kısacası aş yerine iş vermek gerek. İşi olanın aşı da olur.
Elbette kültürümüzün bir parçası olan yardımlaşma geleneğimizden de vazgeçmemeliyiz. Bu bizim toplumsal birlik ve beraberliğimizin çimentosudur.
Ancak bu geleneği lütfen, insanların onurunu kırmadan, zarafetle ve gizlilikle sürdürelim.

1 YORUM

  1. bu yazınızı keşke herkes okusa çok hoşuma gitti. bizlerle paylaştığınız için teşk. ediyorum.

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here

10 − 3 =