BU DA İSRAİL-ABD İŞİ Mİ?!
BİZ BİZE YETERİZ!
Çoğumuzun evinde yıllar öncesinden duvara asılmış bir tablosu vardır. Hayat akışına öylesine kendimizi kaptırırız ki, o tabloyu günlerce aylarca fark dahi etmeyiz.
Yine aynı şekilde yıllar öncesinden aldığımız, (tatillerde aldığımız) küçük bibloları, arkadaşlarımızın doğum günü hediyesi olarak getirdiği tabakları cam büfeye koyarız.
Cam büfeyi ayda bir temizleriz. Yaşam tarzımızı değiştiremesek de hiç olmazsa evimizin iç düzenini değiştirme adına öncelikle evdeki gereksiz biblo, eşyaları toplayıp ya kilere koymalı, ya da ihtiyacı olanlara dağıtmalı. Böylece hem evimiz ferahlar, hem de ruhumuz zindeleşir. çünkü, onları da aylarca fark etmeden salonda oturur televizyon seyrederiz. Televizyon programlarına öyle tutkuyla bağlanırız ki dizilerin saatini kaçırmamak için, gideceğimiz misafirlik gezilerini iptal ederiz. Eve gelecek dostların gelişlerini erteleriz.
Gelen misafirlerle birlikte dizi programlarını seyreder, işi biraz daha ileriye götürüp, filmdeki oyuncuları tartışır, onlara hakaretler yada övgüler yağdırırız. Yapılan hakaret ve övgüler, rolündeki başarısı veya başarısızlığına olsa, buna sanat diyebiliriz. Aksine oyuncunun oynadığı – canlandırdığı kişiliğe hakaret veya övgü yağdırırız.
Düşünmeyiz ki bu bir oyundur.
Senarist neyi yazmışsa oyuncu onu oynar ve canlandırır.
İlle kızacaksak oyuncuya değil, senariste kızmalı, yada takdir etmelidir.
Tabi bunlar olurken, evdeki ne tablo ile, ne biblolarla ve onların çağrıştırdığı hatıraları yaşar ve yaşatacak zaman bulabiliriz.
Televizyon kanalları son yıllarda dizi yarışına girdi. Televizyonların tek bir amacı vardır. Toplumu kendi kanalına bağlamak (seyrettirmek) bununla reyting rekorları kırmak ve iş adamı, sanayiciden reklamı alıp, para kazanmak.
Televizyonlar reyting uğruna, para kazanma uğruna Türk toplumunu sosyo-psikolojik ve sosyo-ekonomik olarak nasıl bir uçurumun, kötülüğün içine çektiğinin farkında bile değiller. Farkında olsalar bile ne fark eder ki? Televizyon kanallarının kazanmak uğruna “her şeyi mubah” gördüğü çağımızda, Türk toplumunu kötülük girdabına çekmişler.
Onlar için ne fark eder?
Bunda da ya İsrail’in yada ABD.’nin işidir deyip işin içinden çıkıyoruz. Türk toplumuna Türk’ün verdiği zararı kimse veremez. Kötülükte biz bize yeteriz.
Televizyon dizilerinin Türk toplumuna verdiği zararları şöyle sıralayabiliriz:
Tv. dizileri yüzünden aileler arası misafirlikler bitme noktasında,
Kitap okuma alışkanlığı yok olmakta,
Hobi dediğimiz alışkanlık terk edilmekte,
Evde anne-baba ve çocuklar arası sohbet yapılamamakta,
Aile bağları zedelenmekte,
Sınıf farklılığı zengin-fakir, laik-antilaik gibi kavramlar derinleşmekte,
Mezhep, ırk ayrışması körüklenmekte,
Lüks hayata eğilim artmakta, elde etme uğruna her şey mubah sayılmakta,
Dürüstlük enayilik olarak, ahlaksızlık meziyet olarak algılanmakta,
Namus, iffet, ahlaki değerler bozulmakta,
Dizileri daha rahat ve güzel seyredebilmek için normal Tv. yerine plazma Tv. satın alınarak, aile bütçesi zora sokulmakta,
Çocukların argo kelime kullanma eğilimini arttırmakta.
Türk aileleri ve hane halkının televizyon programlarını izleme eğilimleri incelendiğinde;
Ekonomik ve kültürel olarak zayıf aileler için, TV. dizilerini izlemek onlar için yaşamın vazgeçilmez bir parçası.
Ekonomik ve kültürel olarak güçlü aileler için ise, TV. programları onlar için bir eğlence aracıdır. Zayıf, kültürlü aile fertleri dizilerde argo konuşmalar ve kendileri gibi yoksul aile dramlarını sürekli tutku halinde izliyorlar. Böylece kendi yaşantısını dizide buluyor veya bulmaya çalışıyorlar. Genelde yoksul ve dul kadınlar, kadınların veya çocukların onurlu mücadelesini duygu ve tutkuyla izliyorlar.
Tutkulu aşk hikayeleri, mafya vari diziler, gençler ve emekli yaşlılar tarafından tutkuyla izleniyor. Hatta kendilerini böyle bir yaşamın içinde hayal ediyorlar.
Özellikle yoksul ve kültür seviyesi düşük aile fertleri vatanseverlik, kahramanlık, doğa üstü dini temaların işlendiği dizileri tekrar-tekrar izleme rekorları kırabiliyorlar.
Sabahları izdivaç (evlilik) programları genellikle, emekli, mesleksiz, dul ve orta yaş kadınlar tarafından izleniyor. Kendilerine “ikinci bahar” yaşatacak partner arıyorlar.
Diziler hane halkı üzerinde öyle etki yaratmaktadır ki, insanlar ağlamakta, rol gereği kötü insan rolü oynayanlar, sokakta sözlü hakaretlere maruz kalabilmektedir.
Kişiler, Tv. dizilerine neden bu kadar bağımlı olmakta? Kendisi ve sorunları ile yüzleşme cesareti olmadığından. Tv. reklama girdiğinde, elektrikler kesildiğinde olağanüstü tepki gösterilir. Aslında tepki gösterdiğimiz dizinin kesintiye uğraması değil, aksine sorunlarla, kendisiyle baş başa kalma korkusundandır. Onunla yüzleşme telaşından dolayı öfkeleniriz.
Televizyon program yapımcıları Türk toplumunun bu tutku yüklü dizi düşkünlüğünü iyi analiz ettiklerinden, her kanalda her gün, en az iki diziyi birden hane halkının seyrine sunmaktadırlar.
Televizyon program yapımcıları ve dizi senaristleri, Türk halkının hassasiyetlerini, çaresizliklerini teşhis ederek, dizilerdeki konu ve konumları, halkı bağımlı yapacak temalardan seçmektedirler.
Dizilerde temsili olarak gösterilen zengin ailelerin yaşadıkları çok lüks köşkleri,
Bindikleri abartılı ve çok lüks arabaları, her gece çok lüks restoranlarda gece kulüplerindeki eğlenceli yaşantıları,
Özel uçakları, yurtdışı tatilleri gibi, kimilerine göre hayali dahi mümkün olmayan bir yaşantı ve zengin düşmanlığına neden olabilecek sosyo-psikolojik vakalar. Kimine göre sosyo-özenti içerikli hayal kırıklığına neden olacak bir vaka.
Dizilerde işlenen bir diğer tema ise mafya ve işadamları ahlaksız aile ilişkileri. Bir diğer işlenen tema ise; Güneydoğulu Ağalar ve kabullenilmesi imkansız zorbalıkları;
Bunlarda mı İsrail-ABD. işidir deriz, sıyrılırız. Kötülük için biz bize yeteriz.
Türk dizilerini izleyen yabancı biri Türkiye ve Türkler için şöyle düşünmez mi:
Türkiye’yi mafya yönetiyor,
Türkiye’de iş adamları ancak haksız kazanç yaparsa zengin olabiliyor,
Türk zenginleri hırsız, adaletsiz, lüks düşkünü hatta ahlaksız,
Türkiye’de zengin-yoksul adalet önünde haklı yok güçlü var teması işleniyor.
Bu sosyo-psikolojik algılamayı daha da çoğaltmak mümkün.
Türkiye’nin gerçek hayattaki perspektifi bunlar mı?Türkiye’de ayrıcalıklı kaç zengin aile mevcut, bu analizi ve araştırmayı yapmak bizlere düşmez.
Yapılması gereken en önemli çalışma, televizyon program ve dizilerini Türk halkının ahlaki değerlerine uygun bir sınırlama getirilmesidir. Aksi takdirde Türk halkına ait örf ve adetlerinde değişimler, ayrışmalar, özenti ve yozlaşma kaçınılmaz olacaktır.
DİZİLERİ BIRAK KENDİNE BAK, ŞÜKRET!!!
Evine misafir geleceği zaman, evde çeşitli hazırlıklar yapıyorsan dostların var demektir.
Harcamalarını ödeyebiliyorsan gelirin var demektir.
Zaman zaman kilo alıyorsan aç kalmıyorsun demektir.
Evden işine, işinden eve ve çarşı, Pazar dolaşabiliyorsan yürüyebiliyorsun demektir.
Kışın ısınabiliyorsan evin var, sokakta kalmamışsın demektir.
Yıkanacak, ütülenecek giysilerin varsa, alabiliyorsun demektir.
Sabah evden çıkıp, akşam dönüyorsan uğraştığın bir işin, meşgalen var, işsiz değilsin topluma faydalı bir işin var demektir.
Tüm bunların farkına varabiliyorsan ve mutlu olmana vesile olacak çok gerekçen var demektir. Buna rağmen mutsuzsan, artık yaşam tarzını değiştirmenin, kanaatkâr ve şükretmenin zamanı gelmişte geçiyor demektir.
Hatayı kendinde aramalısın.
Sanma ki dert sadece sende var, sendeki derdi nimet sayıp şükredenler var.
DERDİNİ DİNLEDİM DERDİNDEN İĞRENDİM, SENİN DERDİNİ GÖRDÜM, KENDİ DERDİME İMRENDİM.
Ömür dediğin tam üç gündür. Dün gelip geçti, gelecek meçhuldür, belki olabilir. BUGÜN ise yaşayabileceğin gündür.
O HALDE ÖMÜR ÜÇ GÜN DEĞİL, BİR GÜNDÜR.
Sürekli kendilerini yenilemeye çalışan hep yeni şeyler peşinde koşan insanlar, buldukları yenilikleri de yaşayamadan, hayatı yarış atı gibi yaşarlar. Hayatı neden yaşadıklarını, neyi aradıklarını bilemezler. Ömürleri bulduklarını yenisi ile değiştirmekle geçer.
Bu kişiler sonunda, ya piyasanın, ya dünya hayatının koşullarına yenilmiş kişilerdir. Yada “artık kimse beni önemsemiyor, sevmiyor” DEĞERSİZLİK sendromuna girerler.
Bu kişiler gündüzün aydınlığından korkarlar, geceleri, gece eğlence yerlerinde yarasa gibi gece görünürler, gündüz yatarlar, gece ortaya çıkarlar. “Gece eğlence yerlerinde” boy gösterenler yarasa gibi aynı türden varlıklardır.
SON SÖZ:
Ülkeleri silah gücüyle işgal edemeyenler, aile ve toplum düzenini dejenere ederek işgal ederler. Kazanma uğruna her şeyi mubah görenler, toplumsal değerleri dejenere etmeyi hayda, hayda mubah görürler. Aç, karnı doyunca doyar. Açgözlüler hiç doymaz.
Onun gözünü kara toprak doldurur.
Doğa boşluk kabul etmez. İnsanlar da boşluklarını bağımlılıkla doldurur.


