OSMANİYE’DEKİ DEV YATIRIM ÜZERİNE

Tosyalı Holding, çalışanlarının azim ve gayretleriyle daha da büyüyor.. En alt kademeden, en üst kademesine kadar herkes tek bir yöne bakıyor:
– Geleceğe!!!
Tatlı bir rekabet var Tosyalı Ailesi’nde.. Her çalışan da, bu ailenin birer parçası..
Yeri geldiğinde firmaya kan pompalayan bir atar damar..
Kimi zaman da, sevgi oksjieniyle beslenen çeliğin kalbi!
Ya da, işletmeyi birbirinden önemli projlere hazırlayan beyin konumunda..
Fikirler değişken ama sürekli bir düşünce fırtınası hakim firmada!
‘Tosyalı İşletme Öneri Sistemi’ne baktığımızda verimli düşüncelerin nasıl da, Tosyalı Holding’e yön verdiğini, ışık tuttuğunu net olarak görebiliyoruz.
Üretken olmak..
Paylaşmayı bilmek..
Başarı merdivenlerinde değerli fikirler ortaya koymak..
Ve İskenderun’un parlayan yıldızını ‘efsane’ yapmaktır asıl hedef..
Evet, Tosyalı’da çalışmak bir ayrıcalıktır..
Ama her ünitedeki bireye de bir getirisi var..
Bilirsiniz ki, en değerli fikirler sessiz, sakin ve sorunsuz ortamlarda filizlenir ve hayat bulur..
Kıymetlidir bu düşünceler..
Çünkü özünde fikir işçiliği vardır.. Mayası huzurdur!
Bir Tosyalı çalışanı da, huzuru çelikhanede arar..
Mutluluğu demirin ışıltısından kapar..
En güzel fikirlere, teknolojinin makinayla uyumundan edindiği melodiyle nota verir..
Ürettiği her ürünün üzerine akıttığı alınteriyle, hayat suyu katar..
Budur gerçek yaşam onun için..
Çalışmanın temel olgusu..
Hizmete olan bakış açısıdır..
Bu öylesine bir dayanışmadır ki, yılların ördüğü kaderin çizgisi taştı, Osmaniye’ye yol oldu..
“Daha yapacak çok işimiz var” demekle aslında çok şey anlatıyordu, Fuat Tosyalı..
Tosyalı Ailesi’nin en büyük yatırımına işaret ediyor..
Hayırsever kimliğiyle, hayat yolculuğunda bir baş yapıtın müjdesini veriyordu!
Tamamen çevre dostu..
Teknolojiyle donanmış, tümüyle bir hizmet üretim merkezidir, gururla aktardıkları..
Hatay’a dönüp baktığımızda, ardında birbirinden değerli eserler bırakan bir işadamının, Osmaniye’ye yönelmesine, İzmir’e ya da İstanbul’a yoğunlaşmasına da ister, istemez üzülüyorum..
Birgün (Allah korusun) tüm hizmetler kayıp gidecek diye de, kendi payıma içerliyorum..
Bunca alınterinin, bunca emeğin, asıl toplanması gereken adresi sorgulayacak değilim..
Bu bir hizmet yarışıdır..
Amaç Türkiye’yi kalkındırmaksa, herkes biliyor ki, Fuat Tosyalı bu kalkınmanın en profesyonel, en birikimli, en hayırsever ve en etkili ismidir..
Bu sevgi dolu kimliği özel kılan da nedir diye sorarsanız?
Cevabım şudur:
Geleceği iyi okuyor olması..
İş hayatını doğru yorumlaması..
Türkiye’deki değişim fotoğrafını, neredeyse sıfır hatayla analiz etmesi..
Umudunu yitirmemesi..
Tosyalı çatısı altındaki her bireye güven duyması..
Ve en önemlisi, Türkiye’yi ve İskenderun’u herşeyden çok seviyor olması..
Tüm bu duygu yoğunluğunun toplamında, müthiş bir sözünü anımsadım sayın Tosyalı’nın..
Şöyle başlıyordu:
“Para kazanmak isteseydik, yürürken ayaklarımızın parçalandığı hiç bir bölgede yatırım yapmazdık..”
Bu kadar net ve açık!
***

SİYASETİN ‘SUYU’ MU ÇIKTI, NE?!

Dün yazı işleriyle görüştüğümde manşetin ne olacağı belliydi.
Tabii, İskenderun’a getirilen hizmetlerin partiler üzerindeki sancılı dönemi işleyecektik.
Haber vardı, afiş vardı, görüntü vardı.. Manşeti bulmak bu yüzden kolaydı.
Ama manşetten önce, beni düşündüren asıl şey, afişlerin ardına sığınanların vicdan muhakemesindeki ölçüydü..
Tamam unutkan bir toplumuz, ama bir insanın gözünün içine baka baka, “Suyu biz getiriyoruz” denmesini de yanlış buluyorum..
Bunun siyasi felsefedeki tanımı, insanları saf görmektir!
Bu tür bir yaklaşımın fikir babasını merak etmiyorum desem, yalandır.. Hani resimler, sloganlar, afişler söz konusu olunca, beyni ‘rakıyla’ yeşeren bir gazeteci geldi ki aklıma, güldüm doğrusu..
Gelelim asıl konumuza..
Bakıyorum ki, AK Parti’nin İskenderun kanadı bu aralar şaşkın.. Kafalarında hem sorular, hem de büyük şüpheler var olmasını anlıyorum..
Buraya bir parantez açıp, İskenderun Belediyesi ile İSDEMİR arasında imzalanan protokolü hatırladım.
Tarih o zamanlar 05.11.2004 ve 12.09.2006’yı gösteriyordu.
Hatta, şehrin girişinde, çıkışında ve daha birçok noktasında, Belediye Başkanı Mete Aslan’ın bu hizmetini pekiştiren ve “Sözümüzü tuttuk, İskenderun’a su geliyor” temasını içeren yüzlerce bilboard varken, bir vakit sonra iktidar Partisi’nin ilçe teşkilatının da kalkıp ‘su meselesine’ sahipleniyor olmasını yadırgadım doğrusu..
Şimdi onlarla bazı konularda aynı fikirde olmasam bile, su muhabbetindeki samimiyetlerine ve iddia ettikleri eşit hizmet ölçülerine güvenmek isterim.
* * *
Ben, su konusunun hiç emek harcanmadan afişlere girmesine şiddetle karşı çıkıyorum.
Şahsi kanaatim şudur ki, bu konu, el birliğiyle afişlere girmeliydi.
Böyle bir hareketi, olumlu ve önemli bir adım olarak görmek varken, suyu “Belediye başkanının hizmeti olmaktan çıkarmaya” yönelik niyeti de incitici buluyorum.
Çünkü biliyorlar ki, o fotoğraf, oy kapılarındaki AKP görevlilerinin de işini kolaylaştırır.
Peki ya vicdan fırtınasını dindirir mi?
Peki bütün bunlara rağmen, sadece Aslantaş Projesi değil, İskenderun Belediyesi’nin daha birçok hizmetini, diğer siyasi partilerin seçim bültenlerine geçirmeye kalkan olursa?
İşte o zaman onların niyetinin gerçekten bozuk olduğuna inanacağız.
Böylesine bir yaklaşım ciddi tehlikeler doğurur ve İskenderun’un geleceğinde fay hatları oluşturur.
O bakımdan dikkatli davranmak zorundayız..
Yeri geldiğinde, AKP’nin gayretlerine karşı duranları eleştireceğiz, CHP’nin kent adına kazanımlarını inkar edenlere de tepki göstereceğiz..
Siyasetin ‘suyunu’ çıkarmak isteyen her kim olursa olsun, onları şimdiden uyarmalı ve böyle örnekler olduğu zaman kararlı biçimde karşı çıkmalıyız.
Unutmayalım ki, insanların saflığından faydalanmaya çalışmak, yarar değil zarar getirir?
Ben saf değilim ama, birileri bizi saf yerine koyuyorsa, bu tür bir anlayış mertlik ölçülerini değil, aldatılmışlık hisslerini doğurur.
Ve karşı tarafa sadece umutsuzluk verir..
İskenderun’u yönetmek, samimiyet, dürüstlük ve güven gerektiriyorsa, işte size fırsat..
Lakin suyunu çıkarmayalım!
***

DUMLUPINAR’IN ADINA YAKIŞANI YAPIN!

Bir gece tertipleniyor..
Dumlupınar Bayan Spor Kulubü’ne destek mahiyetindeki eğlenceye eyvallah!
Destek görmüş..
Plaketler verilmiş..
Eğlenilmiş..
Halay çekilmiş vs.
O gecede bir tek bayan futbolcunun ismini hatırlayan var mı?
Futbola nasıl ısındılar?
Niçin futbola merak sardılar?
Sıkıntıları var mı?
Ve buna benzer şeyler..
Onları onure edecek tek bir hamle göreniniz oldu mu, bilmiyorum..
Geceye gitmedim.. Ama haberci arkadaşlarımından edindiğim bilgi ve haber görüntülerine bakacak olursak, başta Sabahattin Uygun ve azim dostu Muhsin Cerrahoğlu, gecedeki birçok isme plaket yetiştiremiyorlardı..
Yüzler gülüyor..
Kasa doluyor..
Plaketi kim almış ezbere biliyoruz..
Ama sporcularını değil..
Dumlupınar Spor Kulübü’nün –ister bayan olsun, erkek olsun farketmez- yağmurda, çamurda koşturan birbirinden asil sporcusu varken, onları görmezden gelen anlayışı da yadırgıyorum..
Onlar o gece teşekkür belgesi almamış olabilirler..
Hatta cepleri tek bir kuruşta görmeyebilir..
Ama çelikten bir yürekleri var..
Elle tutulmaz, parayla satın alınmaz!
Plaket veren eller, ne yazık ki bunun farkında değil!
Çünkü havada ‘Reklam’ kokusu vardı..

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here