İSKENDERUN’U NASIL VE NEDEN HARCIYORUZ?

Hatay Valisi Ahmet Kayhan’ın, “Antakya’ya 5 kilometre mesafede bulunan belde belediyeleri Antakya Belediyesi’ne bağlanmalıdır” sözünü dinlerken, yukarıdaki soru aklıma takıldı. Nedenine gelince… Sayın vali, Antakya’ya “bağlanacak beldeleri” tasvir ederken, kentin gelişimini gerekçe gösterdi. O manşeti atarken, Hatay’ın genel bir fotoğrafı gözlerimin önüne geldi. Oysa Hatay’ın yükünü, İskenderun, Antakya’dan fazla paylaşıyor. Antakya, Vali Kayhan sayesinde reklamını yapmayı başarıyor. İskenderun için aynı şeyi söylemek mümkün değil.. Her zaman söylüyorum,,
Sınırların gelişmesi için Antakya’dan daha iddialı olan İskenderun’un sözü geçmiyor. Diyeceğim şu: İskenderun’da gerçekten çok sayıda işadamı var. Her yönüyle önemli bir kent.
Bu güzel kentin banka sayısı, çelik sanayisi, ekonomik temposu, gelişmişlik düzeyi, Türkiye’nin birçok ilini kıskandıracak boyutta.
Zira Antakya’nın, İskenderun’a bakış açısını anlıyorum..
İskenderun’u, diğer kenterden ayıran birçok özellik var, şüphesiz..
Ama bu kültür ve ekonomik zenginiği cömertçe harcayabiliyoruz.
***

DAVOS ÖRNEĞİ!
İskenderun’un konumunu, gala gecisini üstlendiğimiz ‘Dünya Ekonomik Forumu’nun yapıldığı Davos’a benzettim. Kimler var orada?
Sabancı Holding CEO’su Güler Sabancı, Suzan Sabancı Dinçer, Vuslat Doğan Sabancı, Hanzade Doğan Boyner, Osman Boyner, Hüsnü Özyeğin, Tuncay Özilhan, Eczacıbaşı CEO’su Erdal Karamercan var.
Gala gecesi müthiş olsun diye, sponsorların da desteği var..
Boş insanlar değil!
Gecenin dört büyük sponsoru Doğan, Doğuş, Koç ve Sabancı. Her biri gala gecesi için 150 bin Euro vermiş. Bu dört gruba dahil olmayan yukarıda saydığım isimlerden bazıları ise 50 bin Euro katkıda bulunan 18 şirketten..
Aklıma İskenderunlu işadamları geldi..
Onların da birçok noktada katkılarını biliyoruz..
Neticede Türk gala gecesinin başarılı olması için Türk iş dünyası büyük bir çaba sarfetmiş, hatırı sayılır para vermiş. Ama bakıyorsunuz, Davos’taki ilk iki günlük toplantılarda Türkiye’nin adı geçmiyor.
Bu örneği niye verdim?
İskenderunlu işadamları çağdaş eğitimin yükselmesinde, hatta fakültelerin inşaasında üzerlerine düşen görevi yaptılar, yapıyorlar.
Sorum şu:
Aynı duygu yoğunluğunu, İskenderun’un kazanımları için sarfediyorlar mı?
Bununla kalsa iyi..
İskenderun’un imajı için her şeyin aynı anda yapılması gerekmez mi?
Hem İskenderun’u tanıtacak, sahip çıkacak, hem de politikacılara bu ağırlığını hissettirecek. Antakya’nın yaptığı gibi..
İş dünyası burada, ama siyasi lobi yok! ***

MEHMET ‘YEL’ OLDU! Ben bu satırları yazdığım sırada, Antakya Belediye Başkanı Mehmet Yeloğu’nun söylediği birkaç talihsiz sözü de not defterime kaydetmiştim..
“Mimarlık ve Mühendislik Fakülteleri’nin, İskenderun’a gönderilmesini ben de istemiyorum” diyor kısaca. Meğerse, o da elinen geleni ardına koymayanlardan..
Yel olmuş esmiş, anlayacağınız!
Bu saatten sonar, kimin ne istediğini anlayabilmek mümkün değil!
Kusura bakmayın, birilerinin isteğini geri çevirmek daha çok İskenderunlu’nun görevi değil mi? Sadece fakülte değil, hakkımız olan birçok konu için lobi yapmak istiyorsak, Antakya mükemmel bir platform değil mi? Şimdi diyecekler ki:
“İyimserliğe ihtiyacımız var.”
Tamam da..
Antakya’dan yükselen sese baktığımızda buna en keskin cevabı vermesi gereken MKÜ Rektörü Şerefettin Canda değil mi?
Gelin görün ki, rektöre dönüp baktığımızda herşey normal!
Almış yanına İskenderunlu gazeteciyi, sağda solda etkinlik anlatıyor..
Haftalık bir gazeteden haberlerini alıyoruz..
Ama asıl can alıcı sorunun cevabı yok, o gazetede!
Sormuyor ya da sormaya cesaret edemiyor!
Bari ben sorayım:
Bir: Fakültelerin akıbeti ne olacak?
İki: MKÜ Rektörü, bunca karmaşa ses çıkaranlara karşı nasıl bir yanıt verecek?
Üç: Vermeyecekseniz fakülteleri, açıkça söyleyin de DPT boşuna ileri zamanda ödenek göndermesin. Bu sorumluluğu üzerinize alıyor musunuz?
Dört: Antakya lobisi, “susmanızı mı” istiyor?
Beş: Maliye Bakanının, açık unutulan mikrofondan YÖK Başkanı için söyledikleri sizin için de geçerli mi?
Altı: 2008’de İskenderun ve Antakya arasındaki ‘fakülte’ ilişkileri ne olacak? Sanırım bu gidişle, Antakya’ya yönelteceğim ‘soru önergelerimin’ sayısında artış olacak..
Ağzı olan konuşuyor, asıl konuşması gereken de susuyor!
Bu nasıl iştir!
***

İSKENDERUN’A 5 KİLOMETRE MESAFEDE BULUNAN BELDE BELEDİYELERİ, İSKENDERUN BELEDİYESİ’NE BAĞLANSIN!
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yeni nüfus rakamları, bazı belediye başkanlarını koltuğundan edecek. Nüfusu 2 binin altında kalan belediyeler, yasa gereği köy statüsüne dönüşecek.
Anlamadığım şu:
Niye iki bin ve altındakiler?
Beş bin ve altında nüfusa sahip olan belediyelerin çok hızlı geliştiklerine dair, bir kanıt bulamadım henüz..
Bana göre, Hatay’ın birçok beldesi zaten köy vasfında..
Yanlış anlaşılmasın.. Baktığım açı, insanların genel yapısıyla ilgili bir durum değil.. Yaşantılarını, hayat tarzlarını, örf ve adetlerini tartışmıyorum..
Demem şu ki, her küçük beldenin vatandaşı, ihtiyaçlarını büyük kentlerden karşılıyor.. Hatta, büyük şehrin yaşantısına özen gösterenler de yok değil..
Beni asıl düşündüren, hangi beldeye giderseniz gidin..
Ya maddi imkansızlıklar içinde ya da ödenek sıkıntısından personelin maaşını denkleştiremiyor.
Belen, Arsuz, Madenli, Gökmeydan, Denizciler, Karaağaç, Azganlık gibi birçok beldenin durumu ortada..
Oysa, her belde ödenek sıkıntılarıyla boğuşurken, komşu oldukları İskenderun’a bağlanabilme fikrini yadırgamamalıyız..
Kentler büyümeli, gelişmeli, kalkınmalıdır..
O bakımdan, Hatay Valisi Sayın Ahmet Kayhan’ın ortaya koyduğu görüşü tartışmalıyız..
Madem Antakya örnek gösteriliyor, İskenderun’un kalkınma hamlesinin gözardı edileceğini düşünmek bencillik olur..
Kimse kırılmasın, yeri gelmişken söyleyim..
– İskenderun’a 5 kilometre mesafede bulunan belde belediyeleri, İskenderun Belediyesi’ne bağlansın!
Bu kadarına da hakkımız olsun!
***

VIP SALONUNDAKİ SAHTE KİMLİKLER!
İnsanları anlamak mümkün değil. Yeter ki, güncel yaşantılarına siyaset zırhını bürüsünler.. İskenderun’da son zamanlarda bu tür örneklere sıkça rastlıyoruz.
Öncelikle..
Siyaset, insanlara ‘baskı’ kurulsun diye yapılmaz..
Siyaseti bir ‘güç’ olarak kullanmanın da hiç bir getirisi olmaz!
Amma velakin..
Bu tür sahte gözyaşları üzerine kurulan imparatorlukların da nasıl yok olmaya yüz tuttuklarını göremiyor olmak, ahmaklıktır.
Gelin görün ki, yeni bir imajın doğuşuna ise birkaç gündür tanıklık ediyorum..
Sistem iyi işliyor ama, ucuz ve bayağı bir işlem..
Ne ararsanız, var!
Iki kişilik ekiple, satın alınan duygular da cabası..
Bir tür hastalık! Adını koydular geçen gün..
Yalan düzende, sahte kimlikler!
Eskiden olsa, utanırdı insan..
Haysiyet, şeref, gurur aranırdı bu tür oluşumlarda..
Şimdi herşey yapmacık onlar için..
İnsanlarsa, hammal!
Üzerinde ‘oy avcılığı’ yapılan basit türler..
Üstelik bu tür senaryoların sergilendiği mekanlarda konfor da arar oldular..
Artık, basit odalardaki ‘paçoz’ zihniyet öylesine gelişti ki, küçük dilinizi yutarsınız!
İlla ki ‘VIP’ olacak odalar artık..
Gizli ve  havalı..
Bir de yeni siyasi mekanizmanın üstlendiği misyon var.. Anlayana, dünkü sosyal demokrat anlayışın bugünün şartlarında sağcıya hizmet ediyor olması gibi..
Daha dün gibi hatırlarım..
VIP salonlarında ağırlanan adayları unutmadık..
Film aynı, oyuncular aynı, ancak senaryo farklı..
İlginç olan da, VIP’te sola hizmet edenlerin bugün bir başka siyasi anlayışa hürmet etmeleri oldu..
Gelen paşam, giden ağam tarzı siyasetin utanç meyveleridir bunlar..
Artsızlar..
Ne yenir, ne de büyürler..
Dün aleyhlerine yazanlarla işbirliği yapacak kadar alçaldılar..
Yazık ki, ne yazık..
Hemen çözüldüler.. Kendilerini cin fikirli sananların masum insanlara yönelik sergiledikleri oyun tarzına bakar mısınız..
İskenderun siyaset tarihinde bir ilk..
Zihniyete bakın:
* Herkes seni ‘Sosyalist’ diye bilecek .. Sen ki bu, ‘Sosyal demokrat’ argümanınla hava yapacaksın..
* Sevdiğin, hatta birlikte rakı şişileri devirdiğin adayınla yaptığın sohbetlerin, mülakatların, ‘ihanet’ derecesini düşünmeyeceksin..
* Baktın solda kale düştü, ‘yeni bir iş, yeni bir hayat’ sloganıyla kendini 180 derece dönüşle sağcı tanıtacaksın..
* Olmadı, ani bir reflekse muhafazakar takılacaksın..
* Dara düştün mü, sosyal demokrat olduğunu sanan zavallı bir gazeteciyle birlikte ‘kurtuluş’ yolu arayacaksın..
* Ve İskenderun’da, bunun adına ‘siyaset’ diyeceksin!
* Hak diyeceksin..
* Adalet diyeceksin..
Ufak atında civciler yesin..
Bilin ki, İskenderunlu yemiyor artık!

Sizin Yorumunuz

Please enter your comment!
Please enter your name here